Block title
Block content
O vakit nev-i insan, hak ve hakikat lisanıyla, hikmet ve intizamın diliyle der ki:

“Eğer bütün küre-i arza giydirilen ve nev’imiz gibi bütün hayvânat ve nebâtâtın yüz binler envâından rengârenk atkı ve iplerden kemâl-i hikmetle dokunan ve dikilen gömleği ve yeryüzüne serilen ve yüz binler zîhayat envâından nesc olunan ve gayet nakışlı bir surette icad edilen haliçeyi yapacak ve her vakit kemâl-i hikmetle tecdid edip tazelendirecek bir kudret ve hikmet sende varsa--

“hem, eğer biz meyve olduğumuz küre-i arza ve çekirdek olduğumuz âlemde tasarruf edecek ve hayatımıza lâzım maddeleri mîzan-ı hikmetle aktâr-ı âlemden bize gönderecek bir muhit kudret ve şamil bir hikmet sende varsa--

“ve yüzümüzdeki sikke-i kudret bir olan bütün gitmiş ve gelecek emsalimizi icad edecek bir iktidar sende varsa, belki bana rububiyet dâvâ edebilirsin. Yoksa, haydi sus! Benim nev’imdeki karma karışıklığa bakıp parmak karıştırabilirim deme. Çünkü intizam mükemmeldir. O karma karışık zannettiğin vaziyetler, kudretin kader kitabına göre kemâl-i intizamla bir istinsahtır. Çünkü, bizden çok aşağı olan ve bizim taht-ı nezaretimizde bulunan hayvânat ve nebâtâtın kemâl-i intizamları gösteriyor ki, bizdeki karışıklıklar bir nevi kitabettir.1

“Hiç mümkün müdür ki, bir haliçenin her tarafına yayılan bir atkı ipini san’atkârâne yerleştiren, haliçenin ustasından başkası olsun? Hem bir meyvenin mucidi, ağacının mucidinden başkası olsun? Hem çekirdeği icad eden, çekirdekli cismin sâniinden başkası olsun?

“Hem gözün kördür. Yüzümdeki mu’cizât-ı kudreti, mahiyetimizdeki havârık-ı fıtratı görmüyorsun. Eğer görsen anlarsın ki, benim Sâniim öyle bir Zâttır ki, hiçbir şey Ondan gizlenemez,2 hiçbir şey Ona nazlanıp ağır gelemez.3 Yıldızlar, zerreler kadar Ona kolay gelir.4 Bir baharı bir çiçek kadar suhuletle icad eder.5 Koca kâinatın fihristesini, kemâl-i intizamla benim mahiyetimde derc eden bir Zâttır.6

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Bakara Sûresi, 2:164; Âl-i İmran Sûresi, 3:190; Ra’d Sûresi, 13:16; Tâhâ Sûresi, 20:50; Rûm Sûresi, 30:22; Câsiye Sûresi, 45:4.
2 : bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:5, 29; İbrahim Sûresi, 14:38; Ahzâb Sûresi, 33:54; Mü’min Sûresi, 40:16; A’lâ Sûresi; 87:7.
3 : bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:83; Ra’d Sûresi, 13:15; Fussilet Sûresi, 41:11.
4 : bk. En’âm Sûresi, 6:97; A’râf Sûresi, 7:54; Nahl Sûresi, 16:12; Tâhâ Sûresi, 22:88.
5 : bk. Mü’min Sûresi, 40:57; Şûrâ Sûresi, 42:29; Kaf Sûresi, 50:15; Nâziât Sûresi, 79:27.
6 : bk. Enbiyâ Sûresi, 21:30.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Birinci Söz / Sonraki Risale: Otuz Üçüncü Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aktâr-ı âlem : dünyanın her köşesi
âlem : dünya
derc etmek : içine yerleştirmek
emsâl : benzerler
envâ : türler, çeşitler
fihriste : indeks, katalog
haliçe : kilim, halı
havârık-ı fıtrat : yaratılış harikaları
hayvânât : hayvanlar
hikmet : ilim, yüksek bilgi
icad : var etme, yaratma
iktidar : güç, kudret
intizam : düzen
istinsah : nüshasını çıkarma, çoğaltma
kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâl-i hikmet : tam ve mükemmel hikmet
kemâl-i intizam : mükemmel bir düzen
kitabet : yazım
kudret : güç, iktidar
küre-i arz : yerküre, dünya
mahiyet : esas özellik, nitelik
mîzan-ı hikmet : hikmet terazisi
mu’cizât-ı kudret : Allah’ın kudret mu’cizeleri
mucid : icad eden, yaratan
muhît : kuşatıcı
nebâtât : bitkiler
nesc : dokuma
nev’ : tür, çeşit
rububiyet : herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma
san’atkârâne : san’atlı bir biçimde
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sâni : san’atkâr
sikke-i kudret : Allah’ın kudret damgası
suhulet : kolaylık
suret : şekil, biçim
şamil : kapsamlı
taht-ı nezâret : gözetim altı
tasarruf : dilediği gibi kullanma ve yönetme
tecdid : yenileme
zerre : atom, en küçük madde parçası
zîhayat : canlı
Yükleniyor...