Block title
Block content
Böyle bir Zâtın san’atına senin gibi câmid, âciz ve kör, sağır parmak karıştırabilir mi? Öyle ise sus, def ol git” der, onu tard eder.

Sonra o müddeî gider, zeminin yüzüne serilen geniş haliçeye ve zemine giydirilen gayet müzeyyen ve münakkâş gömleğe, esbab namına ve tabiat lisanıyla ve felsefe diliyle der ki: “Sende tasarruf edebilirim ve sana mâlikim. Veya sende hissem var” diye dâvâ eder.

O vakit, o gömlek,HAŞİYE o haliçe, hak ve hakikat namına, lisan-ı hikmetle o müddeîye der ki:

“Eğer seneler, karnlar adedince yere giydirilip, sonra intizamla çıkarılıp geçmiş zamanın ipine asılan ve yeniden giydirilecek ve kemâl-i intizamla kader dairesinde programları ve biçimleri çizilen ve tayin olunan ve gelecek zamanın şeridine takılan ve intizamlı ve hikmetli, ayrı ayrı nakışları bulunan bütün gömlekleri, haliçeleri dokuyacak, icad edecek kudret ve san’at sende varsa--

“hem hilkat-i arzdan tâ harab-ı arza kadar, belki ezelden ebede kadar ulaşacak, hikmetli, kudretli iki mânevî elin varsa ve bütün atkılarımdaki bütün fertleri icad edecek, kemâl-i intizam ve hikmetle tamir ve tecdid edecek sende bir iktidar ve hikmet varsa--

“hem bizim modelimiz ve bizi giyen ve bizi kendine peçe ve çarşaf yapan küre-i arzı elinde tutup mucid olabilirsen, bana rububiyet dâvâ et. Yoksa, haydi dışarıya! Bu yerde yer bulamazsın.

“Hem bizde öyle bir sikke-i vahdet ve öyle bir turra-i ehadiyet vardır ki, bütün kâinat kabza-i tasarrufunda olmayan ve bütün eşyayı bütün şuûnâtıyla birden görmeyen ve nihayetsiz işleri beraber yapamayan ve her yerde hazır ve nazır bulunmayan ve mekândan münezzeh olmayan ve nihayetsiz hikmet ve ilim ve kudrete mâlik olmayan, bize sahip olamaz ve müdahale edemez.”1

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Fakat şu haliçe hem hayattardır, hem intizamlı bir ihtizazdadır. Her vakit nakışları kemâl-i hikmet ve intizamla tebeddül eder-tâ ki, Nessâcının muhtelif cilve-i esmâsını ayrı ayrı göstersin.
1 : bk. Bakara Sûresi, 2:115, 148, 164, 258; Yûnus Sûresi, 10:5; Nahl Sûresi, 16:65; Furkan Sûresi, 25:2, 49: Ankebût Sûresi, 29:63, Rûm Sûresi, 30:50; Fâtır Sûresi, 35:9; Yâsîn Sûresi, 36:33.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Birinci Söz / Sonraki Risale: Otuz Üçüncü Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, zayıf
câmid : cansız
cilve-i esmâ : Allah’ın isimlerinin varlık ve olaylardaki yansımaları
dâvâ : iddia
ebed : sonu olmayan, sonsuzluk
esbab : sebepler
eşya : varlıklar
ezel : başlangıcı olmayan, sonsuzluk
hak : doğru, gerçek
hakikat : gerçek, doğru
haliçe : kilim, halı
harâb-ı arz : yeryüzünün yıkılışı
hayattar : canlı
hazır ve nazır : bizzat bulunan ve gören
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hilkat-ı arz : yeryüzünün yaratılışı
icad : var etme, yaratma
ihtizâz : titreşim, sarsıntı
iktidar : güç, kudret
intizam : düzen
kabza-i tasarruf : emri altında bulundurma
kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması
kâinat : evren, yaratılmış herşey
karn : asır
kemâl-i hikmet : tam ve mükemmel hikmet
kemâl-i intizam ve hikmet : mükemmel düzen ve hikmet
kudret : güç, iktidar
küre-i arz : yerküre, dünya
lisan-ı hikmet : hikmet dili
mâlik : sahip
mucid : icad eden, var eden
muhtelif : çeşitli
müddeî : iddia sahibi, iddiada bulunan
münakkaş : nakışlı
müzeyyen : süslü
nam : ad
Nessâc : dokuyucu; yeryüzünü harikâ, eşsiz ve mükemmel san’atıyla dokuyan Allah
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
rububiyet : herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma
sikke-i vahdet : birlik damgası
şuûnât : özellikler, haller, işler
tabiat : doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar
tard etmek : kovmak
tasarruf : dilediği gibi kullanma ve yönetme
tayin olunan : belirlenen
tebeddül : değişme
tecdid : yenileme
turra-i ehadiyet : Allah’ın birliğini herbir şeyde ayrı ayrı gösteren mühür, imza
zemin : yer
Yükleniyor...