Block title
Block content
Meselâ, “Güneş, nuraniyet vasıtasıyla, birtek zât iken her parlak şeyin yanında bulunuyor” temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki, nur ve nuranî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur, az ve çok müsavi olur, mekân onu zaptedemez.

Hem meselâ, “ağacın meyveleri, yaprakları bir anda, bir tarzda, kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde, bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri” bir temsildir ki, muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir. O hakikat ve o hakikatin kanununu gayet kat’î bir surette ispat eder ki, o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır, bir meydan-ı cevelânıdır.

İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki, burhan-ı kat’î-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler.

İkinci suale cevap: Malûmdur ki, fenn-i belâğatte, bir lâfzın, bir kelâmın mânâ-yı hakikîsi başka bir maksud mânâya sırf bir âlet-i mülâhaza olsa, ona “lâfz-ı kinâî” denilir. Ve “kinâî” tabir edilen bir kelâmın mânâ-yı aslîsi, medar-ı sıdk ve kizb değildir. Belki kinâî mânâsıdır ki, medar-ı sıdk ve kizb olur. Eğer o kinâî mânâ doğruysa o kelâm sadıktır; mânâ-yı aslî kâzip dahi olsa sıdkını bozmaz. Eğer mânâ-yı kinâî doğru değilse, mânâ-yı aslîsi doğru olsa, o kelâm kâziptir.

Meselâ, kinâî misallerinden, “Fülânün tavîlü’n-necad” denilir. Yani, “kılıcının kayışı, bendi uzundur.” Şu kelâm, o adamın kametinin uzunluğuna kinayedir. Eğer o adam uzun ise, kılıcı ve kayışı ve bendi olmasa da, yine bu kelâm sadıktır, doğrudur. Eğer o adamın boyu uzun olmazsa, çendan uzun bir kılıcı ve uzun bir kayışı ve uzun bir bendi bulunsa, yine bu kelâm kâziptir. Çünkü mânâ-yı aslîsi maksud değil.1

İşte, Onuncu Sözün ve Yirmi İkinci Sözün hikâyeleri gibi, sair Sözlerin hikâyeleri kinâiyat kısmındandırlar ki, be-gayet doğru ve gayet sadık ve mutabık-ı vaki olan hikâyelerin sonlarındaki hakikatler, o hikâyelerin mânâ-yı kinâiyeleridir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. el-Kazvînî, el-İzâh 1:301; el-Hamevî, Hizânetü’l-Edeb 2:263; 265; el-Mevsılî, el-Meselu’s-Sâir 2:187.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: Üçüncü Mevkıf
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlet-i mülâhaza : düşünme vasıtası
be-gayet : son derece
bend : bağ
burhan-ı kat’î-yi mantıkî : mantık kurallarına uygun kesin delil
fenn-i belâğat : belâğat ilmi
hakikat : gerçek, doğru
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kamet : boy, endam
kanun-u emrî : Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunu
kanun-u hakikat : hakikat kanunu
kat’î : kesin
kâzip : yalan
kelâm : söz, ifade
kıyâsât-ı temsiliye : benzetmeye dayanan kıyaslar
kinâi/kinâye : maksadı, kapalı bir şekilde ve dolaylı olarak anlatan söz
küllî : genel ve kapsamlı
lâfz : söz
maksat/maksud : kastedilen şey, anlatılmak ve ispat edilmek istenilen şey
malûm : bilinen
mânâ-yı aslî : asıl anlam, kelimenin kendi anlamı
mânâ-yı hakikî : gerçek ve mecâzî olmayan anlam
mânâ-yı kinâî : kastedilen mânâ
mazhar : yansıma ve görünme yeri
medar-ı sıdk ve kizb : doğruluk ve yalana zemin oluşturacak şey
mekân : yer
meydan-ı cevelân : hareket etme alanı
muazzam : büyük
mutabık-ı vaki : gerçeğe uygun
müsavi : eşit, denk
nur : aydınlık, ışık
nuranî : nurlu, parlak, aydınlık
nuraniyet : parlaklık, aydınlık
sadık : doğru
sair : diğer, başka
sıdk : doğruluk
sırr-ı ehadiyet : Allah’ın her bir varlıkta görülen birlik tecellîsinin sırrı
suret : şekil, biçim
tabir edilen : adlandırılan
tasvir : suret ve şekil verme
temsil : kıyaslama tarzında benzetme, analoji
teşkil : oluşturma, meydana getirme
yakîn : şüphesiz ve kesin bilgi
Yükleniyor...