Block title
Block content
BİRİNCİ REMİZ: Sualde diyor ki: “Birşeyin zıddı olmazsa, o şeyin nasıl kemâli olabilir?”

Elcevap: Şu sual sahibi, hakikî kemâli bilmiyor, yalnız nisbî bir kemâl zannediyor. Halbuki, gayra bakan ve gayra nisbeten hasıl olan meziyetler, faziletler, tefevvuklar hakikî değiller; nisbîdirler, zayıftırlar. Eğer gayr nazardan sakıt olsalar, onlar da sukut ederler.

Meselâ, sıcaklığın nisbî lezzeti ve fazileti, soğuğun tesiriyledir. Yemeğin nisbî lezzeti, açlık eleminin tesiriyledir. Onlar gitse, bunlar da azalır.

Halbuki, hakikî lezzet ve muhabbet ve kemâl ve fazilet odur ki, gayrın tasavvuruna bina edilmesin, zâtında bulunsun ve bizzat bir hakikat-i mukarrere olsun.

Lezzet-i vücut ve lezzet-i hayat ve lezzet-i muhabbet ve lezzet-i marifet ve lezzet-i iman ve lezzet-i bekâ ve lezzet-i rahmet ve lezzet-i şefkat ve hüsn-ü nur ve hüsn-ü basar ve hüsn-ü kelâm ve hüsn-ü kerem ve hüsn-ü sîret ve hüsn-ü suret ve kemâl-i zât ve kemâl-i sıfât ve kemâl-i ef’al gibi bizzat meziyetler, gayr olsun olmasın, şu meziyetler tebeddül etmez.

İşte, Sâni-i Zülcelâl ve Fâtır-ı Zülcemâl ve Hâlık-ı Zülkemâlin bütün kemâlâtı hakikiyedir, zâtiyedir. Gayr ve mâsivâ Ona tesir etmez, yalnız mezâhir olabilirler.

İKİNCİ REMİZ: Seyyid Şerif Cürcânî Şerhu’l-Mevâkıf’ta demiş ki: “Sebeb-i muhabbet, ya lezzet veya menfaat, ya müşâkelet (yani meyl-i cinsiyet), ya kemâldir. Çünkü kemâl mahbub-u lizâtihîdir.”1

Yani, ne şeyi seversen, ya lezzet için seversin, ya menfaat için, ya evlâda meyil gibi bir müşâkele-i cinsiye için, ya kemâl olduğu için seversin. Eğer kemâl ise, başka bir sebep, bir garaz lâzım değil; o bizzat sevilir.

Meselâ, eski zamanda sahib-i kemâlât insanları herkes sever; onlara karşı hiçbir alâka olmadığı halde istihsankârâne muhabbet edilir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. el-Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf 6:138.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: Üçüncü Mevkıf
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bina etme : üzerine kurma
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın güzel isimleri
Fâtır-ı Zülcemâl : sonsuz güzellik sahibi ve herşeyi benzersiz üstün sanatıyla yaratan Allah
fazilet : değer, üstünlük
garaz : gaye, hedef, istek
gayr : diğeri, başkası
Habîb-i Hakikî : gerçek sevgili olan Allah
hakikat-i mukarrere : sabit, kesinleşmiş gerçek
hakikî : gerçek, doğru
hakikiye : gerçek
Hâlık-ı Zülkemâl : sonsuz mükemmellik sahibi olan ve herşeyi yoktan yaratan Allah
hüsn-ü basar : görme sıfatındaki güzellik
hüsn-ü kelâm : sözdeki güzellik
hüsn-ü kerem : ikram etmedeki güzellik
hüsn-ü nur : nurdaki güzellik
hüsn-ü sîret : ahlâktaki güzellik
hüsn-ü suret : dış görünüşteki güzellik
istihsankârâne : güzel bulup beğenerek
kemâl : mükemmellik, kusursuzluk
kemâlât : mükemmellikler, kusursuzluklar
kemâl-i ef’al : fiil ve işlerdeki mükemmellik
kemâl-i sıfât : vasıf ve özelliklerdeki mükemmellik
kemâl-i Zât : Zâtındaki mükemmellik
lezzet-i bekà : devamlılık ve kalıcılıktaki lezzet
lezzet-i hayat : hayattaki lezzet
lezzet-i iman : imandaki lezzet
lezzet-i marifet : ilim ve irfandaki lezzet
lezzet-i muhabbet : sevgideki lezzet
lezzet-i rahmet : merhametteki lezzet
lezzet-i şefkat : şefkatteki lezzet
lezzet-i vücut : varlıktaki lezzet
mahbûbetün lizâtihâ : bizzat sevilen
Mahbub-u Bilhak : gerçek anlamda sevilmeye layık olan Allah
mahbub-u lizâtihî : zâtı itibariyle sevilen, bizzat sevilen
mâsivâ : Allah’ın dışındaki varlıklar
merâtib : mertebeler, dereceler
meyil : arzu, istek
meyl-i cinsiyet : tür ve cins yakınlığı açısından meyletme
mezâhir : göründüğü yerler, aynalar
meziyet : üstün özellikler
muhabbet : sevgi
müşâkele-i cinsiye : tür veya soyla ilgili yakınlık, akrabalık
müşâkelet : cinsî yakınlık ve türdeşlik
remiz : işaret
sahib-i kemâlât : üstün özellik ve fazilet sahibi
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
sebeb-i muhabbet : sevginin sebebi
Seyyid Şerif Cürcânî :
tasavvur : düşünme, hayal
tebeddül etmek : değişmek
zât : kendisi
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah
zâtî : zâta ait, öznel
Yükleniyor...