Block title
Block content
Yani, muhabbet-i İlâhiyenin tecellîsinde ve o şarâb-ı muhabbetten, herkes istidadına göre mesttir. Malûmdur ki, her kalb, kendine ihsan edeni sever ve hakikî kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâle meftun olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zâtlara dahi ihsan edeni daha pek çok sever.

Acaba, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, herbir isminde binler ihsan defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes’ud eden ve binler kemâlâtın menbaı olan ve binler tabakat-ı cemâlin medarı olan bin bir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbub-u Zülkemâl ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün kâinat Onun muhabbetiyle mest ve sergerdan olmasının şayeste bulunduğu anlaşılmaz mı?

İşte şu sırdandır ki, Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, “Cenneti istemiyoruz. Bir lem’a-i muhabbet-i İlâhiye ebeden bize kâfidir” demişler.

Hem ondandır ki, hadiste geldiği gibi, “Cennette bir dakika rüyet-i cemâl-i İlâhî, bütün Cennet lezâizine fâiktir.”1

İşte şu nihayetsiz kemâlât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde, Zât-ı Zülcelâlin kendi esmâ ve mahlûkatıyla hâsıl olur. Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Müslim, Îman 297; İbni Mâce, Mukaddime 13; Müsned 4:333; ed-Deylemî, el-Müsned 4:356; eş-Şafiî, el-Müsned 2:389.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: Üçüncü Mevkıf
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

beyan : açıklama
cemâl : güzellik
esmâ : isimler
evliya : veliler
fâik : üstün
hakikî : gerçek, doğru
haricinde : dışında
ihsan : iyilik, bağış
ihsânât : iyilikler, bağışlar
istidad : kabiliyet, yetenek
kâfi : yeterli
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâl : mükemmellik
kemâlât : mükemmellikler
kemâlât-ı muhabbet : sevginin mükemmellikleri
lem’a-i muhabbet-i İlâhiye : Allah sevgisinin parıltısı
lezâiz : lezzetler
mahlûkat : yaratıklar
malûm : bilinen
mazhar : erişme, nail olma; yansıma ve görünme yeri
medar : sebep, dayanak
meftun : düşkün, tutkun
menba : kaynak
mes’ud : mutlu
mest : kendinden geçmiş
muhabbet : sevgi
muhabbet-i İlâhiye : Allah sevgisi
müsemmâ : isim sahibi
nihayetsiz : sonsuz
rüyet-i cemâl-i İlâhî : Allah’ın güzelliğini seyretme
sabıkan : daha önceden
sergerdan : başı dönmüş
şarâb-ı muhabbet : sevgi şarabı
şayeste : layık
tabakat-ı cemâl : güzellik dereceleri
tecellî : yansıma
tevehhüm olunmak : sanılmak, zannedilmek
ulvî : yüce
Yükleniyor...