Block title
Block content
Sonra, san’atın yed-i beyzâsıyla, inâyetin fırçasıyla, o suretin eğer birtek insan ve birtek çiçek ise göz, kulak, yaprak, püskül gibi âzâlarına bir hüsün, bir ziynet renkleri veriyor.

Eğer zemin ise, maâdin, nebâtat ve hayvânâtına bir hüsün ve ziynet renkleri veriyor. Eğer Cennet ise, bağlarına, kasırlarına, hurilerine bir hüsün ve ziynet renkleri veriyor, ve hâkezâ, başkalarını kıyas et.

Hem öyle bir tarzda tezyin ve tenvir eder ki, lütuf ve kerem mânâları onda o derece hükmediyor ki, adeta o mevcud-u müzeyyen, o masnu-u münevver bir lütf-u mücessem, bir kerem-i mütecessid hükmüne geçer, Lâtif ve Kerîm ismini zikreder.

Sonra, o lütuf ve keremi şu cilveye sevk eden, elbette teveddüd ve taarrüftür, yani kendini zîhayata sevdirmek ve zîşuura bildirmek şe’nleridir ki, Lâtif, Kerîm isimlerinin arkalarında Vedûd ve Mâruf isimlerini okutuyor ve masnuun lisan-ı hâlinden işitiliyor.

Sonra, o müzeyyen mevcudu, o güzel mahlûku leziz meyveler, sevimli neticelerle süslendirip, ziynetten nimete, lütuftan rahmete çevirir, Mün’im ve Rahîm ismini okutturur ve zâhirî perdeler arkasında o iki ismin cilvesini gösterir.

Sonra, bu Rahîm ve Kerîmi, Müstağnî-yi ale’l-Itlak olan Zâtta, bu cilveye sevk eden, elbette bir terahhum, tahannün şe’nleridir ki, ism-i Hannân ve Rahmân’ı okutturuyor ve gösteriyor.

Şu terahhum, tahannün mânâlarını cilveye sevk eden, elbette bir cemâl ve kemâl-i zâtîdir ki, tezahür etmek ister. Cemîl ismini ve Cemîl isminde münderiç olan Vedûd ve Rahîm isimlerini okutturuyor.

Çünkü cemâl bizzat sevilir. Zîcemâl ve cemâl, kendi kendini sever. Hem hüsündür, hem muhabbettir. Kemâl dahi bizzat mahbubdur, sebepsiz olarak sevilir. Hem muhibdir, hem mahbubdur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Mevkıf
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

cemâl ve kemâl-i zâtî : zâtında bulunan güzellik ve mükemmellik
Cemîl : bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi olan Allah
cilve : görüntü, akis
hâkezâ : böylece, bunun gibi
Hannân : rahmetin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan Allah
huri : Cennet kızı
hüsün : güzellik
kasır : saray, köşk
kerem : cömertlik, ikram
kerem-i mütecessid : maddi vücut giymiş kerem
Kerîm : sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
Lâtif : çok lütuf ve ihsanda bulunan Allah
leziz : lezzetli
lisan-ı hâl : hal dili
lütf-u mücessem : cisimleşmiş lütuf
lütuf : iyilik, ihsan, bağış
mahbub : sevilen
mahlûk : yaratık
Mâruf : herşeyi hakkıyla bilen ve yarattıkları tarafından bilinen Allah
masnu : san’at eseri varlık
masnu-u münevver : parlak, nurlu san’at eseri
mevcud : varlık
mevcud-u müzeyyen : süslenmiş varlık
muhib : seven
Mün’im : gerçek nimet verici olan Allah
münderiç : içinde bulunan
Müstağnî-i ale’l-Itlak : her cihetle ve hiçbir kayda, şarta bağlı olmaksızın zengin olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah
müzeyyen : süslü
nihayetsiz : sonsuz
Rahîm : rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
Rahmân : kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah
şe’n : Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellik
taarrüf : kendini tanıtma
tahannün : şefkat etme
tenvir : aydınlatma, parlatma
terahhum : merhamet etme
teveddüd : kendini sevdirme
tezahür etmek : görünmek
tezyin : süsleme
Vedûd : kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenen Allah
zîcemâl : güzellik sahibi
zîhayat : hayat sahibi, canlı
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...