Block title
Block content
Hem şemse, kendi mihveri üstünde, cazibe denilen mânevî ipleri yumak yaptırmak için dolap ve çıkrık hükmünde olan güneşi, bir Kadîr-i Zülcelâlin emriyle döndürüp, o seyyârâtı o mânevî iplerle bağlayıp tanzim etmek ve güneşi bütün seyyârâtı ile, saniyede beş saatlik bir mesafeyi kestirecek kadar bir sür’atle, bir tahmine göre Herkül Burcu tarafına veya Şemsü’ş-Şumus cânibine sevk etmek, elbette, Ezel ve Ebed Sultanı olan Zât-ı Zülcelâlin kudretiyle ve emriyledir. Güya, haşmet-i rububiyetini göstermek için, bu emirber neferleri hükmünde olan manzume-i şemsiye ordusu ile bir manevra yaptırır.

Ey kozmoğrafyacı efendi! Hangi tesadüf bu işlere karışabilir? Hangi esbabın eli buna ulaşabilir? Hangi kuvvet buna yanaşabilir? Haydi, sen söyle. Hiç böyle bir Sultan-ı Zülcelâl, aczini gösterip mülküne başkasını karıştırır mı? Bahusus kâinatın meyvesi, neticesi, gayesi, hülâsası olan zîhayatları başka ellere verir mi? Başkasını müdahale ettirir mi? Bahusus o meyvelerin en câmii ve o neticelerin en mükemmeli ve zeminin halifesi ve o Sultanın âyinedar bir misafiri olan insanları başıboş bırakır mı? Ve onları tabiata ve tesadüfe havale edip haşmet-i saltanatını hiçe indirir mi? Kemâl-i hikmetini sukut ettirir mi?

Yirmi İkinci Pencere

اَلَمْ نَجْعَلِ اْلاَرْضَ مِهَادًا - والْجِبَالَ اَوْتَادًا - وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا 1

فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا 2

Küre-i arz bir kafadır ki, yüz bin ağzı vardır. Her bir ağzında yüz bin lisanı vardır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Yeryüzünü bir döşek, dağları birer kazık yapmadık mı? Sizi de çift çift yarattık.” Nebe’ Sûresi, 78:6-8.
2 : “Bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor.” Rum Sûresi, 30:50.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz İkinci Söz / Sonraki Risale: Lemeât
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : âcizlik, güçsüzlük
bahusus : özellikle
burhan : güçlü delil
câmi’ : kapsamlı
cânib : yön, taraf
cazibe : çekim gücü
cihet : yön
emirber nefer : emre hazır asker
esbab : sebepler
Ezel ve Ebed Sultanı : başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan
halife : yeryüzünde Allah namına hareket eden insan
haşmet-i rububiyet : Cenâb-ı Hakkın bütün mahlûkatı merhamet ve şefkatle beslemesi, terbiye ve idare etmesinin ihtişamı
haşmet-i saltanat : saltanatın heybet ve görkemi
Herkül Burcu : gökyüzünün kuzey yönünde Herkül ismi verilen bir yıldız kümesi
hülâsa : esas, öz
Kadîr-i Zülcelâl : kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâl-i hikmet : tam ve mükemmel bir hikmet
kozmoğrafya : gökbilimi, astronomi
kudret : güç, iktidar
küre-i arz : yerküre, dünya
lisan : dil
manevra : deneme ve eğitim, tatbikat
manzume-i şemsiye : güneş sistemi
mihver : eksen, yörünge
müdahale : karışma
mülk : sahip olunan ve hükmedilen yer
seyyârât : gezegenler
sukut : düşme, alçalma
Sultan-ı Zülcelâl : sonsuz yücelik, heybet ve haşmet sahibi, herşeyin sultanı olan Allah
şems : güneş
Şemsü’ş-Şumus : güneşler güneşi, en büyük güneş
tabiat : canlı cansız bütün varlıklar, doğa, maddî âlem
tanzim : düzenleme
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah
zemin : yeryüzü
zîhayat : hayat sahibi, canlı
Yükleniyor...