Block title
Block content
Evet, şeytanlar, güya enenin gaga ve pençesiyle dinsiz feylesoflarının akıllarını havaya kaldırıp, dalâlet derelerine atıp dağıtmıştır. Küçük âlemde ene, büyük âlemde tabiat gibi tâğutlardandır.

فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ 1

Geçen hakikati tenvir edecek bir seyahat-i hayaliye suretinde, nim-manzum olarak Lemeat’ta yazdığım bir vakıa-i misaliyenin meâlini şurada zikretmeye münasebet geldi. Şöyle ki:

Bu risalenin telifinden sekiz sene evvel, İstanbul’da, Ramazan-ı Şerifte, meslek-i felsefeyle münasebette bulunan Eski Said’in Yeni Said’e inkılâb edeceği bir hengâmdadır ki, Fâtiha-i Şerifenin âhirinde

صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّاۤلِّينَ 2

ile işaret ettiği üç mesleği düşünürken, şöyle bir vakıa-i hayaliye, bir hadise-i misaliye, rüyaya benzer bir hadise gördüm ki:

Kendimi bir sahrâ-yı azîmede görüyorum. Bütün zeminin yüzünü karanlıklı, sıkıcı ve boğucu bir bulut tabakası kaplamış. Ne nesîm var, ne ziya, ne âb-ı hayat—hiçbirisi bulunmuyor. Her tarafı canavarlar, muzır ve muvahhiş mahlûklarla dolu olduğunu tevehhüm ettim.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Kim tâğûtu reddeder de Allah’a iman ederse, işte o kopmaz ve kırılmaz, sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah ise herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:256.
2 : “Kendilerine in’âm ve ihsanda bulunduklarının yolu, gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yolu değil.” Fâtiha Sûresi, 1:7.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: Otuz Birinci Söz

Bölümler

Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
âhir : son
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
âlem : dünya; kâinat
âyât : ayetler, deliller
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
ene : ben, benlik
ervah : ruhlar
esmâ : isimler
ezeliyet : varlığının başlangıcı olmaması
feylesof : felsefeci
güya : sanki
hadise : olay
hadise-i misaliye : misal âlemi ile ilgili olay
hakaik : gerçekler
hakikat : gerçek
haşir : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hengâm : zaman
hurafat : hurafeler, batıl inanışlar
inkılâb : dönüşme
isnad etmek : dayandırmak
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kütüb-ü semâviye : vahye dayanan mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm
meâl : anlam
meslek : usül, yol
meslek-i felsefe : felsefe mesleği
münasebet : bağlantı, ilişki
nefyetmek : inkâr etmek
nesîm : hoş ve hafif rüzgâr
nim-manzum : yarı vezinli, kafiyeli
risale : kitap
sahrâ-yı azîme : büyük çöl
sair : diğer
seyahat-i hayaliye : hayalî (keşfî) yolculuk
sisile-i nübüvvet : peygamberlik zinciri
suret : şekil, biçim
tâğut : ibadet edilen bâtıl şey, put
tahkikat : araştırmalar
telif : yazım
tenvir : aydınlatma, nurlandırma
vakıa-i hayaliye : hayali olay
vakıa-i misaliye : misâl âlemi ile ilgili olay
Yükleniyor...