Block title
Block content
Beşincisi: اَخِيهِ kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı mânevîsini insafsızca dişliyorsunuz? Hiç aklınız yok mu ki, kendi âzânızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?

Altıncısı: مَيْتًا kelâmıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşine karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir iş yapılıyor?

Demek, zem ve gıybet, aklen, kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve asabiyeten ve milliyeten mezmumdur. İşte, bak, nasıl ki şu âyet îcazkârâne altı mertebe zemmi zemmetmekle, i’câzkârâne altı derece o cürümden zecreder. Makam-ı ispatta binler misallerinden, meselâ

فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثاَرِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۤ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 1

de, haşri ispat ve istib’âdı izale için öyle bir tarzda beyan eder ki, fevkinde ispat olamaz. Şöyle ki:

Onuncu Sözün Dokuzuncu Hakikatinde, Yirmi İkinci Sözün Altıncı Lem’asında ispat ve izah edildiği gibi, her bahar mevsiminde, ihyâ-yı arz keyfiyetinde, üç yüz bin tarzda haşrin nümunelerini nihayet derecede girift, birbirine karıştırdığı halde nihayet derecede intizam ve temyizle nazar-ı beşere gösteriyor ki, bunları böyle yapan Zâta, haşir ve kıyamet ağır olamaz, der. Hem zeminin sahifesinde yüz binler envâı beraber, birbiri içinde, kalem-i kudretiyle hatasız, kusursuz yazmak birtek Vâhid-i Ehadin sikkesi olduğundan, şu âyetle güneş gibi vahdâniyeti ispat etmekle beraber, güneşin tulû ve gurubu gibi kolay ve kat’î, kıyamet ve haşri gösterir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

asabiyeten : milliyet ve soy açısından
âzâ : organlar
beyan etmek : açıklamak
cihet : yön
cürüm : suç, günah
divane : deli, akılsız
envâ : türler, çeşitler
fevkinde : üstünde
fıtrat : mizaç, karakter
fıtraten : yaratılış gereği
gıybet : başkalarının arkasından hoşlanmayacağı şekilde konuşmak, çekiştirmek
gurub : batış
haşir : öldükten sonra yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
i’câzkârâne : benzerini yapmaktan insanları aciz bırakacak şekilde
îcazkârâne : az sözle çok mânâlar anlatarak
ihyâ-yı arz : yeryüzünün diriltilmesi
insafsızca : vicdansızca
intizam : düzenlilik
istib’âd : akıldan uzak görme
izah : açıklama
izale : giderme
kalem-i kudret : kudret kalemi
kat’î : kesin
kelâm : söz, ifade
keyfiyet : nitelik, özellik
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
makam-ı ispat : ispat makamı
mazlum : zulme uğrayan
mezmum : kötü
muhterem : saygıdeğer
müstekreh : çirkin, tiksinilen, iğrenç
nazar-ı beşer : insanın bakışı, dikkati
nümune : örnek
rikkat-i cinsiye : kendi cinsinden olana karşı duyulan acıma hissi
sıla-i rahm : akrabayla ilişki halinde olma
sikke : mühür, damga
şahs-ı mânevi : mânevî kişilik
tarz : şekil, biçim
temyiz : ayırma
tulû : doğuş
vahdâniyet : Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı
Vâhid-i Ehad : birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı görülen Allah
zecretmek : sakındırmak, yasaklamak
zem : kötüleme, kınama
zemin : yer
zemmetmek : kötülemek
Yükleniyor...