Block title
Block content
Hem melâikeler, sekene-i zemin gibi cüz’iyete münhasır değiller. Bir mekân-ı muayyen onları kaydedemiyor. Bir vakitte dört veya daha ziyade yıldızlarda bulunduğuna işaret, 1 مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ kelimeleriyle tafsil verir.

İşte, şu hadise-i cüz’iye olan “melâikeleri kanatlarla teçhiz etmek” tabiriyle, gayet küllî ve umumî bir azamet-i kudretin destgâhına işaret ederek 2 اِنَّ اللهَ عَلٰى كُلِّ شَئٍْ قَدِيرٌ fezlekesiyle tahkik edip tesbit eder.

ONUNCU NÜKTE-İ BELÂĞAT: Kâh oluyor, âyet insanın isyankârâne amellerini zikreder, şedit bir tehditle zecreder; sonra, şiddet-i tehdit ye’se ve ümitsizliğe atmamak için, rahmetine işaret eden bir kısım esmâ ile hâtime verir, tesellî eder. Meselâ,

قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذًا لاَبْتَغَوْا اِلٰى ذِى الْعَرْشِ سَبِيلاً - سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوّاً كَبِيرًا - تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْفِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلٰكِنْ لاَتَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ اِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا 3

İşte şu âyet der ki: De: Eğer dediğiniz gibi mülkünde şeriki olsaydı, elbette Arş-ı Rububiyetine el uzatıp, müdahale eseri görünecek bir derecede bir intizamsızlık olacaktı.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “İkişer, üçer, dörder.” Fâtır Sûresi, 35:1.
2 : “Muhakkak ki Allah herşeye kàdirdir.” Fâtır Sûresi, 35:1.
3 : “De ki: Eğer onların dedikleri gibi, Allah ile beraber başka ilâhlar da bulunsaydı, Arşın sahibi olan Allah’a üstün gelmek için elbette bir yol ararlardı. • Allah, onların söyledikleri şeylerden pek münezzehtir ve pek büyük bir yücelikle yücedir. • Yedi gökle yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin; lâkin siz onların tesbihini anlamazsınız. Şüphesiz ki O halîmdir, ceza vermekte acele etmez; gafûrdur, günahları çokça bağışlar.” İsrâ Sûresi, 17:42-44.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

amel : iş, davranış
azamet-i kudret : Allah’ın kudretinin büyüklüğü
cihazat : cihazlar, organlar
cüz’iyet : bir kişilik ve ferdiyet
esmâ : isimler
Fâtır : herşeyi üstün san’atıyla yoktan yaratan Allah
fezleke : özet, netice
hadise-i cüz’iye : küçük, ferdî hâdise
hamd : övgü ve şükür
hâtime : son
hayvânat : hayvanlar
isyankârane : isyan ederek
kadîr : herşeye gücü yeten
kâh : bazen
küllî : büyük, kapsamlı
mekân-ı muayyen : belirli bir mekân
melâike : melekler
münhasır : sınırlı
Müşteri : Jüpiter gezegeni
nihayetsiz : sonsuz
nükte-i belâğat : belâğat inceliği
rahmet : şefkat, merhamet
sekene : sakinler, ikamet edenler
sekene-i zemin : yeryüzü sakinleri
semâvî : gökle ilgili
seyr ü seyahat : hareket etme ve gezme
sitayiş : övme, medih
şedit : şiddetli
şiddet-i tehdit : tehdidin şiddeti
tafsil : ayrıntı
tahkik etmek : araştırmak
tayeran etmek : uçmak
teçhiz etmek : donatmak
tesbit etmek : sağlam şekilde yerleştirmek
tuyur : kuşlar
ulvî : yüce, yüksek
umumî : genel
ye’s : ümitsizlik
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet sahibi ve şanı yüce Zât, Allah
zecretme : şiddetle sakındırma
zikretmek : anmak, belirtmek
ziyade : fazla
Zuhal : Satürn gezegeni
Zühre : Çoban Yıldızı
Yükleniyor...