Block title
Block content
İKİNCİ İKAZ

Ey şikemperver nefsim! Acaba, hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?

Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir.

Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptelâ ve nihayetsiz telezzüzâta ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti, herşeye kadîr bir Rahîm-i Kerîmin kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.

Evet, şu fâni dünyada kemâl-i sür’atle vâveylâ-yı firakı koparan giden, ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise, herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâkînin, bir Mahbûb-u Sermedînin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.

Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir lâtife-i Rabbâniye, şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

ÜÇÜNCÜ İKAZ

Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini bugün düşünüp muztarip olmak; hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır?

Şu sabırsızlıkta misalin şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş ve ona taze bir kuvvet olduğu halde, o tutar, mühim bir kuvvetini sağ cenaha gönderir, merkezi zayıflaştırır.

Hem sol cenahta düşmanın askeri yokken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, “Ateş et” emrini verir, merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder, târümâr eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirminci Söz / Sonraki Risale: Yirmi İkinci Söz

Bölümler

Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
ahvâl-i dünyeviye : dünyanın halleri
âyine : ayna
cenah : kanat, yön
cezb ve celb etmek : çekmek
çeşme-i rahmet : rahmet çeşmesi
ebed : sonsuzluk
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
ekser : pekçok
elem : acı, sıkıntı
emel : arzu, istek
ezelî : başlangıcı olmayan, sonsuz
fâni : gelip geçici, ölümlü
fıtraten : yaratılış itibarıyla
halk olunmak : yaratılmak
hane-i cisim : beden, cisim evi
havâ-yı nesîm : hoş ve hafif rüzgar havası
iltihak etmek : katılmak
kadîr : her şeye gücü yeten
kâr-ı akıl : akıl kârı
kasavetli : üzüntülü, sıkıntılı
kemâl-i sür’atle : çok hızlı
kut : gıda
külfet : yük, zorluk
lâtife-i Rabbaniye : İlâhî hakikatleri hisseden ve mânevî zevkleri alan his, duygu
letâfetli : güzel, hoş
Mâbûd-u Bâkî : ibadete lâyık olan ve varlığı hiçbir zaman son bulmayan Allah
Mahbûb-u Sermedî : varlığı sonsuz sevgili Allah
maruz : tesiri altında kalmak
meftun : düşkün, tutkun, bağımlı
meşakkat : güçlük, sıkıntı
mevcudat : varlıklar
muztarip olmak : ıztırap çekmek
müptelâ : düşkün, bağımlı
nazik : ince, zarif
nihayetsiz : sonsuz
niyaz : dua, yalvarma
pürsevda : sevgiyle dolu
Rahîm-i Kerîm : rahmet ve ikram sahibi Allah
sırr-ı insani : insanın mânevî duygusu
şikemperver : boğazına düşkün
tasavvur : zihinde şekillendirme, tasarlama
teessürat : üzüntüler
tekerrür : tekrarlanma
telezzüz : lezzet alma, lezzetlenme
telezzüzât : lezzetlenmeler
teveccüh : yönelme
vâveylâ-yı firak : ayrılık feryadı
zînur : nurlu
zîşuur : şuur sahibi
zulümatlı : karanlık
Yükleniyor...