Block title
Block content
Yıldızlara nisbeten küçük bir mahlûk... Fakat ehl-i Kur’ân nazarıyla bakıldığı vakit, On Beşinci Sözde izah edildiği gibi, hakikati şöyledir ki:

Semere-i âlem olan insan en câmi’, en bedî ve en âciz, en aziz, en zayıf, en lâtif bir mu’cize-i kudret olduğundan, beşik ve meskeni olan zemin, semâya nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber, mânen ve san’aten bütün kâinatın kalbi, merkezi; bütün mu’cizât-ı san’atının meşheri, sergisi; bütün tecelliyât-ı esmâsının mazharı, nokta-i mihrakiyesi; nihayetsiz faaliyet-i Rabbâniyenin mahşeri, mâkesi; hadsiz hallâkıyet-i İlâhiyenin, hususan nebâtat ve hayvânâtın kesretli envâ-ı sağiresinden cevâdâne icadın medarı, çarşısı; ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuâtın küçük mikyasta nümunegâhı; ve mensucât-ı ebediyenin sür’atle işleyen destgâhı; ve menâzır-ı sermediyenin çabuk değişen taklitgâhı; ve besâtîn-i daimenin tohumcuklarına sür’atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur. İşte, arzın bu azamet-i mâneviyesinden ve ehemmiyet-i san’aviyesindendir ki, Kur’ân-ı Hakîm, semâvâta nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan arzı, bütün semâvâta karşı, küçücük kalbi büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor. Onu bir kefede, bütün semâvâtı bir kefede koyuyor, mükerreren رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ 1 diyor.

İşte, sair mesâili buna kıyas et ve anla ki, felsefenin ruhsuz, sönük hakikatleri, Kur’ân’ın parlak, ruhlu hakikatleriyle müsademe edemez. Nokta-i nazar ayrı ayrı olduğu için, ayrı ayrı görünür.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Göklerin ve yerin Rabbi.” Kehf Sûresi, 18:14; Sâd Sûresi, 38:66; Zuhruf Sûresi, 43:82; Nebe Sûresi, 78:37.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Beşinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
arz : yeryüzü, dünya
azamet-i mâneviye : mânevî büyüklük
aziz : izzetli, değerli
bedî : güzel, eşsiz
besâtîn-i daime : dâimî bostan ve bahçeler
câmi’ : kapsamlı
cevâdâne : çömertçe
hallâkıyet-i İlâhiye : Allah’ın kendi zatına yaraşan yaratıcılığı
hayvânât : hayvanlar
icad : var etme, yaratma
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kesretli : çok
Kur’ân-ı Hakîm : sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân
lâtif : güzel, hoş
mahşer : toplanma yeri
mâkes : yansıma yeri
mânen : mânevî yönden
masnuât : san’at eseri varlıklar
mazhar : görüntü yeri, ayna
medar : eksen, yörünge
menâzır-ı sermediye : daimî manzaralar
mensucât-ı ebediye : sonsuzluğa ait dokumalar
mesâil : meseleler
mesken : ev, mekân
meşher : sergi yeri
mezraa : tarla
mikyas : ölçek
mu’cizât-ı san’ât : san’at mu’cizeleri
mucize-i kudret : Allah’ın kudret mu’cizesi
mukabil : karşılık
muvakkat : geçici
mükerreren : tekrar tekrar
müsademe : çarpışma, çatışma
nebâtat : bitkiler
nisbeten : kıyasla
nokta-i mihrakiye : odak noktası
nokta-i nazar : bakış açısı
san’aten : san’at yönünden
semâvât : gökler
taklitgâh : taklit yeri
tecelliyât-ı esmâ : Allah’ın isimlerinin yansıması
terbiyegâh : terbiye yeri
Yükleniyor...