Block title
Block content
Evet, uykuda bir adamı bir sinek ısırsa, müthiş bir harpte yaralar alır gibi bir hakikat-i nevmiye bazan telâkki eder. Ondan sorulsa, “Hakikaten ben yaralandım. Bana top, tüfek atıldı” diyecek. Yanında oturanlar, onun uykusundaki ıztırabına gülüyorlar.

İşte, bu nevm-âlûd nazar-ı gaflet ve fikr-i felsefe, elbette hakaik-ı Nübüvvete mihenk olamazlar.

ON İKİNCİ ASIL: Nazar-ı Nübüvvet ve tevhid ve iman, vahdete, âhirete, Ulûhiyete baktığı için, hakaikı ona göre görür. Ehl-i felsefe ve hikmetin nazarı kesrete, esbaba, tabiata bakar, ona göre görür. Nokta-i nazar birbirinden çok uzaktır.

Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı, ehl-i usulü’d-din ve ulemâ-i ilm-i kelâmın makàsıdı içinde görünmeyecek bir derecede küçük ve ehemmiyetsizdir. İşte onun içindir ki, mevcudatın tafsil-i mahiyetinde ve ince ahvallerinde ehl-i hikmet çok ileri gitmişler. Fakat hakikî hikmet olan ulûm-u âliye-i İlâhiye ve uhreviyede o kadar geridirler ki, en basit bir mü’minden daha geridirler. Bu sırrı fehmetmeyenler, muhakkıkîn-i İslâmiyeyi, hükemâlara nisbeten geri zannediyorlar. Halbuki akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş olanların ne haddi var ki, veraset-i Nübüvvet ile makàsıd-ı âliye-i kudsiyeye yetişenlere yetişebilsinler?

Hem bir şey, iki nazarla bakıldığı vakit, iki muhtelif hakikati gösteriyor. İkisi de hakikat olabilir. Fennin hiçbir hakikat-i kat’iyesi, Kur’ân’ın hakaik-ı kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez. Nümune olarak bir misal zikrederiz.

Meselâ, küre-i arz, ehl-i hikmet nazarıyla bakılsa, hakikati şudur ki: Güneş etrafında mutavassıt bir seyyare gibi, hadsiz yıldızlar içinde döner.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Beşinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
ahval : haller
dâmen : etek
fehmetmek : anlamak
fen : bilim dalı
fikr-i felsefe : felsefe düşüncesi
hadsiz : sayısız
hakaik : hakikatler, gerçekler
hakaik-ı kudsiye : mukaddes gerçekler
hakaik-i Nübüvvet : Peygamberlik gerçekleri
hakikat-i kat’iye : kesin gerçek
hükema : filozoflar, felsefeciler
kesret : çokluk
küre-i arz : yer küre, dünya
mahlûk : yaratık
makàsıd : maksatlar, gayeler
makàsıd-ı âliye-i kudsiye : her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan İlâhî maksatlar, gayeler
maksad : gaye
mevcudat : varlıklar
mihenk : ölçü
misal : örnek, benzetme
muallâ : yüksek, yüce
muhakkıkîn-i İslâmiye : hakikatleri araştırıp bulan büyük İslâm âlimleri
muhtelif : farklı
mutavassıt : orta derecede
mü’min : iman etmiş, imanlı
münezzeh : kusur ve eksiklikten yüce, temiz
nazar : bakış, düşünce
nazar-ı gaflet : gaflet bakışı
nazar-ı Nübüvvet : Peygamberlik bakışı
nevm-âlûd : uykulu
nisbeten : kıyasla
nokta-i nazar : bakış açısı
semere-i âlem : kâinatın meyvesi
seyyare : gezegen
sır : gizem, gizli gerçek
tabiat : doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar, maddî âlem
tafsil-i mahiyet : öz niteliğinin ayrıntılı açıklaması
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
ulemâ-i ilm-i kelâm : kelâm ilmiyle uğraşan âlimler
Ulûhiyet : ilâhlık
ulûm-u âliye-i İlâhiye ve uhreviye : din ve âhiretle ilgili yüksek ilimler
vahdet : birlik
veraset-i Nübüvvet : Peygamber varisliği
zikretmek : belirtmek, hatırlatmak
Yükleniyor...