Block title
Block content
Hem herbir zerrede, vücub ve vahdet-i Sânia iki şahid-i sadık daha var.

Birisi: Herbir zerre, acz-i mutlakıyla beraber pek büyük ve pek mütenevvi vazifeleri kaldırıyor. Ve cumudiyetiyle beraber, bir şuur-u küllî gösteren intizamperverâne nizam-ı umumîye tevfik-i hareket eder. Demek, herbir zerre, lisan-ı acziyle Kadîr-i Mutlakın vücub-u vücuduna ve nizam-ı âlemi gözetmesiyle vahdetine şehadet eder.

كَمَاۤ اَنَّ فِى كُلِّ ذَرَّةٍ شَاهِدَيْنِ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاجِبٌ وَاحِدٌ كَذٰلِكَ فِى كُلِّ حَىٍّ لَهُ اٰيَتَانِ عَلٰۤى اَنَّهُ اَحَدٌ صَمَدٌ 1

Evet, herbir zîhayatta, biri ehadiyet sikkesi, diğeri samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat, ekser kâinatta cilveleri görünen esmâyı birden kendi âyinesinde gösteriyor. Adeta bir nokta-i mihrakiye hükmünde, Hayy-ı Kayyûmun tecellî-i İsm-i Âzamını gösteriyor. İşte, ehadiyet-i Zâtiyeyi, Muhyî perdesi altında bir nevi gölgesini gösterdiğinden, bir sikke-i ehadiyeti taşıyor.

Hem o zîhayat, kâinatın bir misal-i musağğarı ve şecere-i hilkatin bir meyvesi hükmünde olduğu için, kâinat kadar ihtiyâcâtını ummadığı ve bilmediği bir yerden kolaylıkla küçücük daire-i hayatına yetiştirmek, samediyet turrasını gösteriyor. Yani, “o hal gösteriyor ki, onun öyle bir Rabbi var ki, ona, herşeye bedel bir teveccühü var ve bütün eşyanın yerini tutar bir nazarı var; bütün eşya Onun bir teveccühünün yerini tutamaz.”

نَعَمْ يَكْفِى لِكُلِّ شَىْءٍ شَىْءٌ عَنْ كُلِّ شَىْءٍ - وَلاَ يَكْفِى عَنْهُ كُلُّ شَىْءٍ وَلَوْ لِشَىْءٍ وَاحِدٍ 2

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Herbir zerrede, Onun Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid olduğuna iki şahit bulunduğu gibi; herbir zîhayatta da, Onun Ehad ve Samed olduğuna dair iki âyet vardır.
2 : Üstteki cümle bu metnin tercümesidir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz-i mutlak : sınırsız derecede âcizlik, güçsüzlük
âyine : ayna
cilve : görünüm, yansıma
cumudiyet : cansızlık
daire-i hayat : hayat dairesi
ehadiyet : Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta tecellî etmesi
ehadiyet-i Zâtiye : Allah’ın zâtının birliği
ekser : çoğunluk
esmâ : isimler
Hayy-ı Kayyûm : her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah
ihtiyâcât : ihtiyaçlar
intizamperverâne : düzenliliği sevene yakışır bir şekilde
Kadir-i Mutlak : herşeye gücü yeten sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
kâinat : evren, yaratılmış herşey
lisan-ı acz : acizlik dili
misal-i musağğar : küçültülmüş örnek
Muhyî : bütün canlılara hayat veren Allah
mütenevvi : çeşitli
nazar : bakış
nevi : çeşit
nizam-ı âlem : kâinatın düzeni
nizam-ı umumî : genel düzen
nokta-i mihrakiye : odak noktası
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
samediyet : Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması
sikke : madenî para gibi şeyler üzerine vurulan damga, mühür
sikke-i ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik işareti
şecere-i hilkat : yaratılış ağacı
şehadet : şahitlik, tanıklık
şuur-u küllî : bilgi ve kavrayışı kapsamlı olan
tecellî-i İsm-i Âzam : Allah’ın en büyük isminin yansıması
teveccüh : yönelme, ilgi
tevfik-i hareket : uygun hareket
turra : padişah mührü ve imzası
vahdet : birlik
vücub-u vücud : varlığının zorunlu oluşu
zerre : atom
zîhayat : canlı
Yükleniyor...