Block title
Block content
Ve o müthiş canavarlar, ejderhalar zannettiğim mahlûklar ise, mûnis deve, öküz, koyun, keçi gibi hayvânât-ı ehliye olduğunu gördüm. “Elhamdü lillâhi alâ nûri’l-îmân” diyerek,
اَللهُ وَلِىُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ 1
âyet-i kerimesini okudum, o vakıadan ayıldım.

İşte, o iki dağ mebde-i hayat, âhir-i hayat, yani âlem-i arz ve âlem-i berzahtır. O köprü ise hayat yoludur. O sağ taraf ise geçmiş zamandır. Sol taraf ise istikbaldir. O cep feneri ise, hodbin ve bildiğine itimad eden ve vahy-i semâvîyi dinlemeyen enâniyet-i insaniyedir. O canavarlar zannolunan şeyler ise, âlemin hâdisâtı ve acip mahlûkatıdır. İşte, enâniyetine itimad eden, zulümât-ı gaflete düşen, dalâlet karanlığına müptelâ olan adam, o vakıada evvelki halime benzer ki, o cep feneri hükmünde nâkıs ve dalâlet-âlûd malûmatla, zaman-ı maziyi bir mezar-ı ekber suretinde ve adem-âlûd bir zulümat içinde görüyor. İstikbali, gayet fırtınalı ve tesadüfe bağlı bir vahşetgâh gösterir. Hem, herbirisi bir Hakîm-i Rahîmin birer memur-u musahharı olan hâdisat ve mevcudatı, muzır birer canavar hükmünde bildirir,
وَالَّذِينَ كَفَرُوۤا اَوْلِيَاۤئُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ 2 hükmüne mazhar eder.

Eğer hidayet-i İlâhiye yetişse, iman kalbine girse, nefsin firavuniyeti kırılsa, kitabullahı dinlese, o vakıada ikinci halime benzeyecek. O vakit, birden kâinat bir gündüz rengini alır, nur-u İlâhî ile dolar.

Âlem اَللهُ نوُرُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ 3 âyetini okur. O vakit, zaman-ı mazi, bir mezar-ı ekber değil, belki herbir asrı bir nebînin veya evliyanın taht-ı riyasetinde vazife-i ubûdiyeti ifa eden ervâh-ı sâfiye cemaatlerinin, vazife-i hayatlarını bitirmekle Allahu ekber diyerek makamât-ı âliyeye uçmalarını ve müstakbel tarafına geçmelerini kalb gözüyle görür.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur.” Bakara Sûresi, 2:257.
2 : “İnkâr edenlerin dostu ise tâğutlarıdır; onları iman nurundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürüklerler.” Bakara Sûresi, 2:257.
3 : “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Nur Sûresi, 24:35.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi İkinci Söz / Sonraki Risale: Yirmi Dördüncü Söz

Bölümler

Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acîp : şaşırtıcı
adem-âlûd : yoklukla karışık
âhir-i hayat : hayatın sonu
âlem : kâinat, evren
âlem-i arz : dünya âlemi
âlem-i berzah : kabir âlemi
Allahu ekber : Allah en büyüktür
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
dalâlet-âlûd : sapkınlık ve inançsızlıkla karışık
enâniyet : benlik
enaniyet-i insaniye : insanın benliği
ervâh-ı sâfiye : temiz ruhlar
evliya : Allah dostu, veli
evvelki : önceki
firavuniyet : kendisini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görme
hâdisât : olaylar
hidayet-i İlâhiye : Allah’ın doğru yola erdirmesi
hodbin : bencil
ifa etmek : yerine getirmek
istikbal : gelecek zaman
itimad : güvenme
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kitabullah : Allah’ın kitabı
mahluk : yaratık
malûmat : bilgiler
mazhar : eriştirme
mebde-i hayat : hayatın başlangıcı
memur-u musahhar : emre itaat eden memur
mevcudat : varlıklar
mezar-ı ekber : çok büyük mezar
muzır : zararlı
müptelâ : bağımlı
nâkıs : eksik
nebî : peygamber
nefis : insanı kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
nur-u İlâhî : Allah’ın nuru
suret : şekil, biçim
taht-ı riyasetinde : başkanlığında
vahşetgâh : vahşet yeri
vahy-i semâvî : Allah’ın peygamberlerine vahyettiği şeyler, din
vakıa : olay
vazife-i hayat : hayat vazifesi
vazife-i ubûdiyet : kulluk vazifesi
zaman-ı mazi : geçmiş zaman
zulümat : karanlıklar
zulümât-ı gaflet : gaflet karanlıkları
Yükleniyor...