Block title
Block content
Öyle de, tahtezzemin ve o sert, sağır taşlarda o derece suhulet ve intizamla, hattâ damarlara karşı kanın cevelânı gibi muntazam su cetvelleri HAŞİYE ve su damarları, kemâl-i hikmetle, o taşlarda mukavemet görmeyerek cereyan ediyor. Hem havada nebâtat ve ağaçların dallarının suhuletle suret-i intişarı gibi, o derece suhuletle köklerin nazik damarları yeraltındaki taşlarda, mümânaat görmeyerek, evâmir-i İlâhî ile muntazaman intişar ettiğini Kur’ân işaret ediyor. Ve geniş bir hakikati şu âyetle ders veriyor ve o dersle o kasavetli kalblere bu mânâyı veriyor ve remzen diyor:

Ey Benî İsrail ve ey benî Âdem! Zaaf ve acziniz içinde nasıl bir kalb taşıyorsunuz ki, öyle bir Zâtın evâmirine karşı o kalb, kasavetle mukavemet ediyor? Halbuki, o koca, sert taşların tabaka-i muazzaması, o Zâtın evâmiri önünde kemâl-i inkıyadla, karanlıkta, nazik vazifelerini mükemmel ifa ediyorlar, itaatsizlik göstermiyorlar. Belki o taşlar, toprak üstünde bulunan bütün zevilhayata, âb-ı hayatla beraber sair medâr-ı hayatlarına öyle bir hazinedarlık ediyor ve öyle bir adaletle taksimata vesiledir ve öyle bir hikmetle tevziata vasıta oluyor ki, Hakîm-i Zülcelâlin dest-i kudretinde, balmumu gibi ve belki hava gibi yumuşaktır, mukavemetsizdir ve azamet-i kudretine karşı secdededir. Zira toprak üstünde müşahede ettiğimiz şu masnuât-ı muntazama ve şu hikmetli ve inâyetli tasarrufât-ı İlâhiye misillü, zemin altında aynen cereyan ediyor. Belki hikmeten daha acip ve intizamca daha garip bir surette, hikmet ve inâyet-i İlâhiye tecelli ediyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Evet, zemin denilen muhteşem ve seyyar sarayın temel taşı olan taş tabakasının Fâtır-ı Zülcelâl tarafından tavzif edilen en mühim üç vazifeyi beyan etmek, ancak Kur’ân’a yakışır. İşte, birinci vazifesi: Toprağın, kudret-i Rabbâniye ile nebâtâta analık edip yetiştirdiği gibi, kudret-i İlâhiye ile taş dahi toprağa dâyelik edip yetiştiriyor. İkinci vazifesi: Zeminin bedeninde deveran-ı dem hükmünde olan suların muntazam cevelânına hizmetidir. Üçüncü vazife-i fıtriyesi: Çeşmelerin ve ırmakların, uyûn ve enhârın muntazam bir mizanla zuhur ve devamlarına hazinedarlık etmektir. Evet, taşlar, bütün kuvvetiyle ve ağızlarının dolusuyla akıttıkları âb-ı hayat suretinde delâil-i vahdâniyeti zemin yüzüne yazıp serpiyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: Yirmi Birinci Söz

Bölümler

Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : âcizlik, güçsüzlük
azamet-i kudret : güç ve iktidarın büyüklüğü
cereyan etmek : meydana gelmek
cevelân : akma, dolaşma
dâyelik : analık
delâil-i vahdâniyet : Cenab-ı Allah’ın birliğinin delilleri
dest-i kudret : kudret eli
deveran-ı dem : kanın dolaşması
emirber : emre hazır
enhâr : nehirler
evâmir-i İlâhi : Cenab-ı Allah’ın emirleri
Fâtır-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet sahibi olan ve benzersiz şeyleri üstün sanatıyla yaratan Allah
Hakîm-i Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
icraat-ı Rabbâniye : herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın icraatı
ifa etmek : yerine getirmek
inâyet : bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen
intişar etmek : yayılmak
kasavet : katılık, kalb katılığı
kemâl-i hikmet : mükemmel bir hikmet
kemâl-i inkıyad : tam ve mükemmel bir boyun eğme
kudret-i İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın güç ve kudreti
kudret-i Rabbâniye : her şeyi terbiye ve idare eden Allah’ın kudreti
masnuât-ı muntazama : düzenli bir şekilde yaratılan san’at eseri varlıklar
mukavemet : karşı gelme, direnç
mutî : itaatkâr
mümânaat : engel olma
remzen : işareten
suret-i intişar : yayılma şekli
tabaka-i muazzama : en büyük tabaka
tahtezzemin : yeraltı
taksimat : bölüştürmek, paylaştırmak
tasarrufât-ı İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın tasarrufları
tavzif edilmek : görevlendirilmek
teşkil : oluşma, meydana gelme
tevziat : dağıtım
uyûn : pınarlar, su kaynakları
vazife-i fıtriye : yaratılıştan gelen vazife
zevilhayat : canlılar
zuhur : ortaya çıkma
Yükleniyor...