Block title
Block content
Bakınız: En sert ve hissiz o koca taşlar, nasıl balmumu gibi evâmir-i tekvîniyeye karşı yumuşaklık gösteriyorlar! Ve memur-u İlâhî olan o lâtif sulara, o nazik köklere, o ipek gibi damarlara o derece mukavemetsiz ve kasavetsizdir. Güya bir âşık gibi, o lâtif ve güzellerin temasıyla kalbini parçalıyor, yollarında toprak oluyor.

Hem وَاِنَّ مِنْهاَ لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللهِ 1 ile şöyle bir hakikat-i muazzamanın ucunu gösteriyor ki: Taleb-i rüyet hadisesinde meşhur dağın tecelli ile parçalanması ve taşlarının dağılması gibi, umum rû-yi zeminde, aslı sudan incimad etmiş, adeta yekpare taşlardan ibaret olan ekser dağların zelzele veya bazı hâdisât-ı arziye suretinde tecelliyât-ı celâliye ile, o dağların yüksek zirvelerinden o haşyet verici tecelliyât-ı celâliyenin zuhuruyla taşlar parçalanarak, bir kısmı ufalanıp, toprağa kalb olup, nebâtâta menşe olur. Diğer bir kısmı taş kalarak yuvarlanıp derelere, ovalara dağılıp, sekene-i zeminin meskeni gibi birçok işlerinde hizmetkârlık ederek ve mahfî bazı hikem ve menâfi için kudret ve hikmet-i İlâhiyeye secde-i itaat ederek, desâtir-i hikmet-i Sübhâniyeye emirber şeklini alıyorlar.

Elbette, o haşyetten o yüksek mevkii terk edip mütevaziâne aşağı yerleri ihtiyar etmek ve o mühim menfaatlere sebep olmak beyhude olmayıp başıboş değil ve tesadüfî dahi olmadığı; belki bir Hakîm-i Kadîrin tasarrufât-ı hakîmânesiyle, o intizamsızlık içinde zahirî nazara görünmeyen bir intizam-ı hakîmâne bulunduğuna delil ise, o taşlara müteallik faideler, menfaatler ve onlar üstünde yuvarlandıkları dağın cesedine giydirilen ve çiçek ve meyvelerin murassaâtıyla münakkaş ve müzeyyen olan gömleklerin kemâl-i intizamı ve hüsn-ü san’atı, kat’î, şüphesiz şehadet eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Taşlardan öyleleri var ki, Allah korkusundan parçalanıp aşağılara yuvarlanır.” Bakara Sûresi, 2:74.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: Yirmi Birinci Söz

Bölümler

Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayret verici, şaşırtıcı
cereyan etmek : meydana gelmek
desâtir-i hikmet-i Sübhâniye : her türlü kusur ve noksandan yüce olan Allah’ın hikmet düsturları, prensipleri
evâmir-i tekvîniye : yaratılışa ait emirler
hâdisât-ı arziye : yer olayları
hakikat-i muazzama : çok büyük hakikat, gerçek
Hakîm-i Kadîr : her şeyi hikmetle yapan sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
haşyet : korku, dehşet
hikem : hikmetler
inâyet-i İlâhiye : Allah’ın inâyeti; bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik
incimad : donma
intizam-ı hakîmâne : hikmetli bir şekilde işleyen düzenlilik
kalb olmak : dönüşmek
kasavet : sert, katı
kudret ve hikmet-i İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın kudret ve hikmeti
lâtif : hoş, güzel
mahfî : gizli
menâfi : menfaatler, yararlar
menşe : kaynak
misillü : gibi
mukavemet : karşı koyma, direnç
murassaât : süsler
müteallik : yönelik
mütevaziâne : alçakgönüllülükle
rû-yi zemin : yeryüzü
secde-i itaat : itaat secdesi
sekene-i zemin : yeryüzünde yaşayanlar
taleb-i rüyet : Allah’ın cemâlini görme isteği
tasarrufât-ı hakîmâne : hikmetli bir şekilde yapılan tasarruflar, icraatlar
tasarrufât-ı İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın tasarrufları
tecelli : görünme, yansıma
tecelliyât-ı celâliye : Allah’ın sınırsız haşmet ve yüceliğini gösteren yansımalar
yekpare : tek parça
zahir : açık, görünen
zuhur : ortaya çıkma
Yükleniyor...