Block title
Block content
Altıncı Şuâ

Mu’cizat-ı hissiyeden süzülen şuâât-ı istişhaddır.

Birincisi: Kur’ân-ı mu’cizdir. Evet Kur’ân mu’cizedir. Zira misli yoktur. 1 فَاْتوُا بِسوُرَةٍ مِنْ مِثْلِهِ tahaddi kamçısıyla on üç asırdan beri mütemadiyen a’danın kafasına vurmakla galeyana getirdiği arzu-yu muaraza, hem de câzibedar letâfetiyle heyecana getirdiği şevk-i taklid âmmede hükümrân olmakla beraber, meydanda olan milyonlar kütüb-u Arabiye ile muvazene edilse; hattâ en âmî adam dahi diyecektir ki: “Bu bunlara benzemez.” Öyle ise ya en aşağıdadır, bu ise bütün dünyanın ittifakıyla battaldır. Veya umumun fevkindedir ki, o ihtiyac-ı şedîd ve aşk-ı şedîdin ısrar ve tahrikiyle de takat-ı beşer, mislinden âciz kalmıştır. Ümmet i’cazında ittifak etmiştir. Mütenafi olmayan vücuh-u i’cazda ayrı ayrı gitmişler.

Muarazadan men-i İlâhî, sarf-ı kuvâ, ümmîden zuhuru, cem-i hakâik, garabet i üslûb, belâgat-ı nazm, ihbar-ı guyub gibi.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Kur’ân’ın mislinden bir sûre getiriniz.” Bakara Sûresi, 2:23.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’da : düşmanlar
âmî : câhil, sıradan, okuma yazma bilmeyen
âmme : herkes, umum
arzu-yu muaraza : muaraza isteği, karşı koyma arzusu
aşk-ı şedid : büyük aşk, şiddetli aşk
battal : son derece yanlış, batıl, saçma sapan
belâgat-ı nazm : nazmın belâgati; tertip ve dizilişteki kusursuzluk
câzibedar : çekici
cem’-i hakâik : hakikatleri toplayıp bir araya getirme
fevkinde : üstünde
galeyana getirme : kaynatma, coşturma, arzuyu şiddetlendirme
garabet-i üslûb : üslûptaki şaşırtıcılık, hârikulâdelik
hükümrân olma : egemen olma
i’câz : mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
ihbar-ı guyub : gelecekten, bilinmeyen gizli şeylerden haber verme
ihtiyac-ı şedîd : şiddetli ihtiyaç
ittifak : görüş birliği, oy birliği
ittifak : oy birliği
Kur’ân-ı mu’ciz : kendisinde olan niteliklerden bir benzerini getirme hususunda insanları âciz bırakan Kur’ân
kütüb-ü Arabiye : Arapça yazılan kitaplar
letâfet : hoşluk, tatlılık
men’-i İlâhî : Allah’ın men etmesi
misl : benzer
misli : benzeri
mu’cizat-ı hissiye : duygu ile bilinen, duyu ve duygulara hitap eden mu’cizeler; su, ağaç, taş, hayvan gibi varlıklar üzerinde Peygamber’in (a.s.m.) gösterdiği mu’cizeler
mu’cize : kendisinde olan niteliklerden bir benzerini getirme hususunda insanları âciz bırakan şey
muaraza : karşı koyma, karşı durma
muvazene edilme : karşılaştırılma
mütemadiyen : aralıksız, sürekli
mütenafi olmama : birbirine zıt ve aykırı olmama
sarf-ı kuvâ : kuvvetlerin geri çevrilmesi, karşı tarafın gücünü etkisiz bırakma
şevk-i taklid : taklit etme şevki, isteği
şuâ : ışık kaynağından çıkan ışık telleri, ışın
şuâât-ı istişhad : istişhad ışınları; şahit ve delil gösterme ışığının hüzmeleri, ışınları
tahaddi : meydan okuma
takat-ı beşer : insan gücü
ümmet : millet, topluluk; Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
ümmî : okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş
vücuh-u i’caz : i’câz yönleri
zuhur : ortaya çıkma
Yükleniyor...