Block title
Block content
Asr-ı Saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübînin nüzulü olduğu gibi, mânâ-yı işârîsiyle de, her asırda o Kitab-ı Mübînin mertebe-i arşiyesinden ve mu’cize-i mâneviyesinden feyiz ve ilham tarîkiyle onun gizli hakikatleri ve hakikatlerinin burhanları iniyor, nüzul ediyor diyerek, şu asırda bir şakirdini ve bir lem’asını cenah-ı himayetine ve daire-i harîmine bir hususî iltifat ile alıyor.

Dördüncü nokta: İşte bu risalede mezkûr otuz üç âyet-i meşhurenin bil’ittifak, tekellüfsüz, mânâca ve cifirce Resâili’n-Nur’un başına parmak basmaları ve başta Âyetü’n-Nur on parmakla ona işaret etmesi, eskiden beri ulema ortasında ve edipler mâbeyninde meşhur bir düstur ve hakikatli bir medâr-ı istihracat ve hattâ hususî tarihlerde ve mezar taşlarında ediplerin istimal ettikleri mâruf bir kanun-u ilmî iledir. Eğer o kanuna tasannu karışmazsa, işaret-i gaybiye olabilir. Eğer sun’î ve kastî yapılsa, yalnız bir letafet, bir zarâfet, bir cezâlet olur.

Evet, edipler hususî ve şahsî tarihlerde onun taklidini yapmakla kelâmlarını güzelleştirdikleri, hem cifir ilminin en esaslı bir kaidesi ve mühim bir anahtarı olan makam-ı ebcedî ile işaret ise, her cihetle ayn-ı şuur ve nefs-i ilim ve mahz-ı irade ve tesadüfî halleri olmayan ve lüzumsuz maddeleri bulunmayan Kur’ân’ın bu kadar âyât-ı meşhuresi icmâ ile ve ittifakla Risalei’n-Nur’a işaret ve tevafukları, sarahat derecesinde onun makbuliyetine bir şehadettir. Ve hak olduğuna bir imzadır ve şakirtlerine bir beşarettir.

Beşinci nokta: Bu hesab-ı ebcedî, makbul ve umumî bir düstur-u ilmî ve bir kanun-u edebî olduğuna deliller pek çoktur. Burada yalnız dört-beş tanesini numune için beyan edeceğiz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Beşinci Şuâ / Sonraki Risale: Sekizinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âyât-ı meşhure : meşhur âyetler
âyetü’n-nur : Kur’ân-ı Kerim’in 24. sûresi olan Nur Sûresinin 35. âyeti
ayn-ı şuur : saf bilinç, şuurun tâ kendisi
Benî İsrail : İsrailoğulları, Yahudiler
beşaret : müjdeleme
beyan : açıklama
bil’ittifak : ittifakla, birleşerek
burhan : güçlü delil
cenah-ı himayet : koruma kanadı
cezalet : güzel, güçlü ve akıcı ifade
cihet : yön, taraf
daire-i harîm : hususî, özel daire
düstur : kural, prensip
düstur-u ilmî : ilme dayalı kural
feyz : ilham, bereket ve ilim bolluğu
hakikat : gerçek mahiyet, esas
hesab-ı ebcedî : ebced hesabı
hususî : özel
huzur-u Peygamberî : Peygamber Efendimizin hazır bulunduğu mekân
icmâ : bir noktada birleşme, fikir birliği
ilham : Allah tarafından kalbe indirilen mânâ
iltifat : yönelme, değer verme, gönül okşayıcı güzel söz söyleme
istimal : kullanma
işaret-i gaybiye : geleceğe veya bilinmeyen bir olaya işaret
ittifak : birleşme, omuz omuza verme
kaide : kural, prensip
kanun-u edebî : edebiyatta geçerli olan kanun
kanun-u ilmî : ilmî kanun
kastî : kasıtlı, bile bile, isteyerek
kelâm : söz, ifade
lem’a : parıltı
letafet : hoşluk, şirinlik
mâbeyninde : arasında
mahz-ı irade : tam bir irade, saf kasıt
makam-ı ebcedî : bir ifadenin ebced hesabına göre konumu, sayısal değeri
makbul : kabul edilen
makbuliyet : kabul edilmiş olma
mâruf : bilinen
medâr-ı istihracat : bir şeyden bir mânâ çıkarma sebebi, kaynağı
mertebe-i arşî : arşa ait mertebe, Kur’ân’ın indiği Allah’ın yüce katı
mezkûr : anılan, sözü geçen
mu’cize-i mâneviye : mânevî mu’cize
nefs-i ilim : ilmin içinde olan şey, ilmin kendisi
nümune : örnek, misal
nüzul : inme, iniş
risale : mektup, küçük çaplı kitap
sarahat : açıklık
sun’î : uydurma, sahte, yapmacık
şakirt : öğrenci, talebe
şehadet : şahitlik, tanıklık
tarîk : yol, vasıta
tasannu : yapmacık hareket, zorla birşeyi daha iyi göstermeye çalışma
tekellüfsüz : zahmetsiz
tevafuk : denk gelme, uygunluk
ulema : âlimler
umumî : genel
zarâfet : zariflik, incelik
Yükleniyor...