Block title
Block content
İşte hayatımı ve bekàmı o resâilin hakaik-ı imaniyeyi ispat eden herbir risalenin bekàsına, devamına, ifadesine, makbuliyetine feda etmeye her vakit hazır olduğumu ve saadetimi onların Kur’ân’a hizmet etmelerinde bildim. Ve o halde, bekà-i İlâhî ile, yüz derece insanların tahsinlerinden daha ziyade bir takdire mazhariyetlerini o intisab-ı imanî ile anladım. Bütün kuvvetimle 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.

Hem o şuur-u imanî ile, ebedî bir bekà ve daimî bir hayat veren Bâki-i Zülcelâlin bekàsına ve vücuduna iman ve imanın a’mâl-i saliha gibi neticeleri, bu fâni hayatın bâki meyveleri ve ebedî bir bekànın vesileleri olduğunu bildim. Meyvedar bir ağaca inkılâp etmek için kabuğunu terk eden bir çekirdek gibi, ben de o bâki meyveleri vermek için bu bekà-i dünyevînin kabuğunu bırakmaya nefsimi kandırdım. Nefsimle beraber
1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ “Onun bekàsı bize yeter” dedim.

Hem şuur-u imanî ve intisab-ı ubudiyetle toprak perdesinin arkası ışıklanmasını ve ağır tabaka-i türâbiye dahi ölülerin üstünden kalktığını ve kabir kapısıyla girilen yeraltı dahi adem-âlûd karanlıklar olmadığını ilmelyakîn ile bildim. Bütün kuvvetimle 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.

Hem gayet kat’î bir surette hissettim ve o şuur-u imanî ile hakkalyakîn bildim ki, fıtratımda çok şiddetli olan aşk-ı bekà, Bâki-i Zülkemâlin bekàsına, varlığına iki cihetle bakarken, enâniyetin perde çekmesiyle mahbubunu kaçırmış, âyinesine perestiş etmiş bir serseme dönmüş gördüm.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Altıncı Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’mâl-i saliha : dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar, yararlı işler
adem-âlûd : yoklukla karışık
aşk-ı bekà : sonsuzluk aşkı
bâki : devamlı, kalıcı, ölümsüz
Bâki-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve varlığı kalıcı ve devamlı olan Allah
Bâki-i Zülkemâl : sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah
bekà : devamlılık, kalıcılık
bekà-i dünyevî : dünya hayatında devamlılık, uzun ömür
bekà-i İlâhî : Allah’ın varlığının sürekli ve kalıcı olması
cihet : taraf, yön
devâ : ilâç, çare
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
enâniyet : benlik
fâni : geçici olan, ölümlü
fıtrat : yaratılış, mizaç
gayet : son derece
hakaik-i imâniye : iman hakikatleri, gerçekleri
hakkalyakîn : bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme
ilmelyakîn : kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme
inkılâp etmek : dönüşmek
intisab-ı imanî : iman ile Allah’a bağlanma
intisab-ı ubudiyet : kulluk bağı
kat’î : kesin
kıymettar : kıymetli
mahbup : sevgili
makbuliyet : kabul edilmiş olma
mazhariyet : bir nimete nâil olma, erişme
meyvedar : meyveli, meyve veren
nazar-ı Rabbâniye : her bir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın bakışı
nefis : kişinin kendisi; insanı hazır zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
perestiş : kulluk, tapmak
resâil : risaleler; Risale-i Nur’daki bölümlerden her birisi
risale : mektup, kitapçık; Risale-i Nur’daki bölümlerden her birisi
saadet : mutluluk
suret : biçim, şekil
şuur-u imanî : iman şuuru, bilinci
tabaka-i türâbiye : toprak tabakası
tahsin : beğenme, bir şeyin güzelliğini ilân etme
umum : bütün
vücud : varlık, var oluş
ziyade : çok
Yükleniyor...