Block title
Block content
Bu Birinci Meyve’nin hakikatine beni îsal ve sevk eden zevkî bir hissimdir. Şöyle ki:

Bir zaman, ziyade rikkatimden ve fazla şefkatten ve acımak duygusundan, zîhayat ve hususan onlardan zîşuur ve bilhassa insanlar ve bilhassa mazlumlar ve musibete giriftar olanların halleri çok ziyade rikkatime ve şefkatime ve kalbime dokunuyordu.

Kalben diyordum: “Bu âciz ve zayıf biçarelerin dertlerini, âlemde hükmeden bu yeknesak kanunlar dinlemedikleri gibi, istilâ edici ve sağır olan unsurlar, hâdiseler dahi işitmezler. Bunların bu perişan hallerine merhamet edip hususî işlerine müdahale eden yok mu?” diye ruhum çok derin feryat ediyordu.

Hem, “O çok güzel memlüklerin ve çok kıymettar malların ve çok müştak ve minnettar dostların işlerine bakacak ve onlara sahabet edecek ve himayet edecek bir mâlikleri, bir sahipleri, bir hakikî dostları yok mu?” diye kalbim bütün kuvvetiyle bağırıyordu.

İşte, ruhumun feryadına ve kalbimin vâveylâsına vâfi ve kâfi ve teskin edici ve kanaat verici cevap ise, sırr-ı tevhid ile, Rahmân ve Rahîm olan Zât-ı Zülcelâlin, umumî kanunların tazyikatları ve hâdisatın tehacümatı altında ağlayan ve sızlayan o sevimli memlüklerine, kanunların fevkinde olarak, ihsanat-ı hususiyesi ve imdadat-ı hassası ve doğrudan doğruya herşeye karşı rububiyet-i hususiyesi ve herşeyin tedbirini bizzat kendisi görmesi ve herşeyin derdini bizzat dinlemesi ve herşeyin hakikî mâliki, sahibi, hâmîsi olduğunu, sırr-ı Kur’ân ve nur-u iman ile bildim. O hadsiz meyusiyet yerinde, nihayetsiz bir mesruriyet hissettim.

Ve herbir zîhayat, öyle bir Mâlik-i Zülcelâle mensubiyeti ve memlûkiyeti cihetiyle, nazarımda binler derece bir ehemmiyet, bir kıymet kesb ettiler.

Çünkü, madem herkes efendisinin şerefiyle ve mensup olduğu zâtın makamıyla ve şöhretiyle iftihar eder, bir izzet peyda eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: İkinci Makam
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

fevkinde : üstünde
gafil : Allah’tan ve öbür dünyadan habersiz olan; duyarsız, umursamaz
giriftar olmak : tutulmak, yakalanmak
hâmî : koruyucu
himayet etmek : korumak
iftihar etmek : övünmek
ihsanat-ı hususiye : özel olarak sunulan ikramlar, hediyeler
imdadat-ı hassa : özel yardımlar
inkişaf : açığa çıkma, açılma
istilâ edici : yayılgan, kuşatıcı
izzet : şeref, üstünlük
kesb etmek : kazanmak
mâlik : sahip
Mâlik-i Zülcelâl : sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan, her şeyin sahibi Allah
memlûkiyet : kulluk
memlük : köle, kul
mensubiyet : bağlılık
mesruriyet : sevinç
meyusiyet : ümitsizlik
müştak : arzulu, çok istekli
nur-u iman : iman nuru
peydâ etmek : kazanmak
Rahîm : rahmeti herbir varlıkta tecelli eden, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
Rahmân : şefkat ve merhameti bütün varlıkları kaplayan Allah
rikkat : acıma, yufka yüreklilik
rububiyet-i hususiye : Allah’ın her bir varlığı doğrudan doğruya her ihtiyacını karşılayıp özel olarak terbiye etmesi
sahabet etmek : sahip çıkmak
sırr-ı Kur’ân : Kur’ân’ın sırrı
sırr-ı tevhid : her şeyin mülk ve tasarrufu bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma sırrı
tazyikat : baskılar, sıkışmalar
tedbir : idare
tehacümat : hücumlar, saldırılar
teskin etmek : yatıştırmak, sakinleştirmek
unsur : maddî âlemi oluşturan varlıklar
vâfi ve kâfi : yeterli
vâveylâ : çığlık, feryat
yeknesak : monoton, durağan
Zât-ı Zülcelâl : haşmet sahibi Zât, Allah
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...