Block title
Block content
Madem hâkimiyetin bir gölgesi, âciz ve muavenete muhtaç olan insanlarda bu derece müdahale-i gayrı ve iştiraki reddedip kabul etmezse, elbette aczden münezzeh bir Kadîr-i Mutlakta, rububiyet suretindeki hâkimiyet, hiçbir cihetle iştiraki ve müdahale-i gayrı kabul etmez. Belki gayet şiddetle reddeder ve şirki tevehhüm ve itikad edenleri gayet hiddetle dergâhından tard eder.

İşte, Kur’ân-ı Hakîmin ehl-i şirk aleyhinde gayet şiddet ve hiddetle beyanatı bu mezkûr hakikatten ileri geliyor.

Amma, kibriya ve azamet ve celâlin vahdete şehadetleri ise, o dahi Risale-i Nur’da parlak burhanlarıyla beyan edilmiş. Burada gayet muhtasar bir meâline işaret edilecek.

Meselâ, nasıl ki, güneşin azamet-i nuru ve kibriya-yı ziyası, perdesiz ve yakınında bulunan başka zayıf nurlara hiçbir cihetle ihtiyaç bırakmadığı ve tesir vermediği gibi, öyle de, kudret-i İlâhiyenin azamet ve kibriyası dahi, ayrı hiçbir kuvvete, hiçbir kudrete ihtiyaç bırakmadığı gibi, onlara hiçbir icadı, hiçbir hakikî tesiri vermez.

Ve bilhassa kâinattaki bütün makàsıd-ı Rabbaniyenin temerküz ettiği yeri ve medarları olan zîhayat ve zîşuurları başkalara havalesi kàbil değil. Hem hilkat-ı insaniyenin ve hadsiz enva-ı nimetin icadındaki gayelerin tezahür ettiği yerleri, menşeleri olan zîhayatların cüz’iyatındaki ahval ve semeratı ve neticeleri başka ellere havalenin hiçbir cihet-i imkânı yoktur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Üçüncü Makam
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz
acz : acizlik, güçsüzlük
ahval : haller, durumlar
azamet : büyüklük
azamet-i nur : nurun, parlaklığın büyüklüğü
beyan etmek : açıklamak
beyanat : açıklamalar
bilhassa : özellikle
burhan : güçlü delil, sarsılmaz kanıt
celâl : görkemli olma, haşmet
cihet : yön
cihet-i imkân : mümkün olma yönü
cüz’iyat : küçük ve ferdî şeyler
dergâh : huzur, makam
ehl-i şirk : Allah’a ortak koşanlar
envâ-ı nimet : nimet çeşitleri
gayet : son derece
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakikat : doğru, gerçek
hakikî : gerçek
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık
hiddet : öfke, kızgınlık
hilkat-i insaniye : insanın yaratılışı
icad : var etme, yaratma
iştirak : ortak olma, katılma
itikad etmek : inanmak
kàbil : mümkün
Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız kudret sahibi Allah
kâinat : evren
kibriyâ : büyüklük, yücelik
kibriya-yı ziya : ışığın büyüklüğü
kudret : güç, iktidar
kudret-i İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın sonsuz kudreti
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
makàsıd-ı Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler
medar : eksen, sebep
menşe : kaynak, esas
mezkûr : adı geçen
muavenet : yardım
muhafaza etmek : korumak
muhtasar : kısa, özet
müdahale-i gayr : başkasının müdahalesi
münezzeh : arınmış, kusur ve eksiklikten yüce
rububiyet : Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
semerat : meyveler, neticeler
suret : biçim, şekil
şehadet : şahitlik, tanıklık
şirk : Allah’a ortak koşma
tard etmek : uzaklaştırmak, kovmak
temerküz etmek : odaklanmak
tevehhüm : zannetme, varsayma
tezahür etmek : görünmek
vahdet : birlik
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...