Bu haşrin dört meselesinin icmali şimdilik yeter. Yine sadedimize dönüyoruz.

Hem hiç mümkün müdür ki, kâinatın bütün hakiki ve âlî hakikatlerinin beliğ tercümanı ve Hâlık-ı Kâinatın bütün kemâlâtının mu’ciz lisanı ve bütün maksatlarının hârika mecmuası olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, o Hâlıkın kelâmı olmasın? Hâşâ, âyâtının esrarı adedince hâşâ!

Hem hiç mümkün müdür ki, bir Sâni-i Hakîm, bütün zîhayat, zîşuur masnularını birbiriyle konuştursun ve dillerinin binler çeşitleriyle birbiriyle söyleştirsin ve onların sözlerini ve seslerini bilsin ve işitsin ve efâliyle ve in’âmıyla zâhir bir sûrette cevap versin, fakat kendisi konuşmasın ve konuşamasın? Hiç kàbil midir ve hiç ihtimali var mı?

Madem bilbedahe konuşur ve madem konuşmasına karşı tam anlayışlı muhatap en başta insandır. Elbette, başta Kur’ân olarak meşhur kütüb-ü mukaddese onun konuşmalarıdır.

Hem hiç mümkün müdür ki, bir Sâni-i Hakîm, kendini tanıttırmak ve sevdirmek ve medh ü senâsını ettirmek ve envâ-ı ihsanatıyla zîhayatları mesrur ve memnun etmekle minnettarlıklarını ve şükürlerini rubûbiyetine mühim bir medar yapmak için, koca kâinatı, envâıyla, erkânıyla zîhayata musahhar bir hizmetkâr, bir mesken, bir meşher, bir ziyafetgâh yaptıktan sonra, zîhayatların çeşit çeşit, binlerce envâlarının nüshalarını o derece teksirini istiyor ki, kavak ve karaağaç gibi meyvesizlerin bir kısım yapraklarından herbir yaprağı bir tabur sineklere, yani havada zikreden zîhayatlara hem beşik, hem rahm-ı mâder, hem erzaklarının mahzeni yaptığı halde; bu ziynetli semâvâtı ve bu nurânî yıldızları sahipsiz, hayatsız, ruhsuz, sekenesiz, boş, hâlî, faidesiz yani melâikesiz, ruhânîsiz bıraksın? Hâşâ, melekler ve ruhânîler adedince hâşâ ve kellâ!
Önceki Risale: Hatime
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlî : yüce, yüksek
âyât : âyetler
beliğ : maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen
bilbedâhe : ap açık bir şekilde
ef’âl : fiiller, işler
envâ : neviler, türler
envâ-ı ihsanat : iyiliklerin çeşitleri, bağışların türleri
erkân : esaslar, temel unsurlar
erzak : rızıklar, yiyecek içecek şeyler
esrar : sırlar
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
Hâlık-ı Kâinat : evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah
hâşâ ve kellâ : asla ve asla, kesinlikle öyle değil
haşr : insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
icmalî : kısa, özet halinde
in’am : nimet verme
kabil : mümkün, olabilir
kelâm : ifade, söz
kemâlât : mükemmel özellikler
kemâl-i intizam : kusursuz derecede düzenli oluş
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
kütüb-ü mukaddese : kutsal olan semâvî kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân-ı Kerim
lisan : dil
mahzen : depo
masnu : san’at eseri varlık
mebde’ : başlangıç
medar : dayanak noktası, kaynak
medh ü senâ : övme ve yüceltme
mesken : ev, mekan
mesrur : sevinçli, mutlu
meşher : sergi yeri
mu’ciz : mu’cize özelliği olan
musahhar : emir altında bulunan
müntehâ : en son nokta
nebat : bitki
rahm-i mâder : anne karnı
rububiyet : Rablık; Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
ruhanî : maddî yapısı olmayan manevî varlıklar
saded : asıl mevzu, asıl bahsedilen şey
Sâni-i Hakîm : her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah
Sâni-i Hakîm-i Müdebbir : her şeyi san’atlı olarak belli gaye ve hikmet doğrultusunda yaratan ve idare eden Allah
sekene : sakinler, oturanlar
semâvât : gökler
teksir : çoğaltma
zâhir : açık, gözle görünür
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
ziyafetgâh : ziyafet yeri
ziynet : süs
Yükleniyor...