Block title
Block content
Ve onların muavenetlerine koşan ve dualarına kabul ile cevap veren bir şefkatli Müdebbire, şüphesiz şehadet eder. Meselâ, Yirmi Üçüncü Sözün dediği gibi, zemindeki umum mahlûkatın üç nevi duaları pek harika ve ümidin haricinde kabul olması, bir Rabb-i Rahîm ve Mucîbe kat’î şehadet eder.

Evet, tohumlar ve çekirdekler, istidat lisanıyla, herbiri birer ağaç ve birer sümbüle olmayı Hâlıkından isteyip duaları gözümüz önünde kabul olması gibi, bütün hayvanatın ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla elleri yetişmediği yerlerden rızıklarını ve hayatlarına lüzumu bulunan ve iktidarlarının haricindeki matluplarını birisinden isteyip o fıtrî ihtiyaç diliyle ettikleri bütün dualarını gözümüz önünde kabul eden ve imdatlarına acip ve şuursuz mahlûkatı vakti vaktine hikmetle koşturan bir Hâlık-ı Kerîme zâhir şehadet eder.

İşte bu iki kısma kıyasen, lisan-ı kàl ile edilen duaların bütün nevileri, hususan enbiyaların (aleyhimüsselâm) ve havasların harika bir surette makbuliyeti, 1 وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ'deki hüccet-i vahdâniyete şehadet eder.

ALTINCI KELİME

2 اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ dir. Bundaki hüccete gayet kısa bir işaret şudur: Evet, nasıl bir yerden bir yere giden yolların ve bir noktadan uzak bir noktaya çekilen hatların en kısası ise, en doğrusudur ve müstakîmidir. Aynen öyle de, mâneviyatta ve mânevî yollarda ve kalbî mesleklerde en doğrusu, en müstakîmi ise en kısa ve en kolayıdır. Meselâ, Risale-i Nur’da bütün muvazeneleri ve küfür ve iman yollarının mukayeseleri kat’î gösteriyorlar ki, iman ve tevhid yolu gayet kısa ve doğru ve müstakîm ve kolaydır ve küfür ve inkâr yolları gayet uzun ve müşkülâtlı ve tehlikelidir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ancak Senden yardım isteriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.
2 : “Bizi doğru yola ilet.” Fâtiha Sûresi: 1:6.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Şuâ / Sonraki Risale: Birinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : acaip, tuhaf
aleyhimüsselâm : Allah’ın selâmı onların üzerine olsun
cemaat : topluluk
enbiya : nebiler, peygamberler
fıtrî : doğal
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
Hâlık-ı Kerîm : sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve herşeyi yaratan Allah
havas : âlimler, bilginler, seçkinler sınıfı
hayvanat : hayvanlar
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hususan : bilhassa, özellikle
hüccet : güçlü delil, kanıt
hüccet-i vahdâniyet : Allah’ın birliğinin delili
ihtiyac-ı fıtrî : yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç
iktidar : kuvvet, güç, kudret
imdat : yardım dileme
inkâr : inanmama, kabul etmeme
istiane : yardım dileme
istidat : kàbiliyet, yetenek
kıyasen : karşılaştırarak
lisan : dil
lisan-ı kàl : dille söyleyerek
mahlûkat : yaratıklar
makbuliyet : beğenilmeye, kabul olunmaya lâyık olma
mâneviyat : mânevi âleme ait olan şeyler
muavenet : yardım
Mucîb : isteyeni istediğine kavuşturan, yaratıklarının isteklerine cevap veren, Allah
mukayese : kıyaslama
muvazene : karşılaştırma, ölçü
Müdebbir : idare eden, ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah
müstakîm : istikamet üzere olan, dosdoğru olan
müşkülât : zorluklar, güçlükler
nevi : çeşit, tür
Rabb-i Rahîm : herbir varlığa rahmet ve merhamet tecellileri olan ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah
rızık : Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
suret : biçim, görünüş
şehadet : şahitlik, tanıklık
şuursuz : bilinçsiz
taife : grup, topluluk
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
umum : bütün
zâhir : açık, âşikar
zemin : yer, dünya
Yükleniyor...