Block title
Block content
Demek bu istikametli ve hikmetli ve herşeyden en kısa ve kolay yolda sevk edilen bu kâinatta, elbette şirk ve küfrün hakikatleri olamaz. Ve iman ve tevhidin hakikatleri, bu kâinata güneş gibi lâzım ve vaciptir.

Hem ahlâk-ı insaniyede en rahat, en faideli, en kısa, en selâmetli yol ise, sırat-ı müstakîmde, istikamettedir. Meselâ, kuvve-i akliye, hadd-i vasat olan hikmeti ve kolay, faideli istikameti kaybetse, ifrat veya tefritle muzır bir cerbezeye ve belâlı bir belâhete düşer, uzun yollarında tehlikeleri çeker.

Ve kuvve-i gadabiye, hadd-i istikamet olan şecaati takip etmezse, ifratla çok zararlı ve zulümtehevvüre ve tecebbüre ve tefritle çok zilletli ve elemli cebanet ve korkaklığa düşer, istikameti kaybetmesinin, hatâsının cezası olarak daimî vicdanî bir azabı çeker.

Ve insandaki kuvve-i şeheviye selâmetli istikameti ve iffeti zâyi etse, ifratla musibetli, rezaletli fücûra, fuhşa ve tefritle humûda, yani nimetlerdeki zevk ve lezzetten mahrum düşer ve o mânevî hastalığın azabını çeker.

İşte bunlara kıyasen, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyede, bütün yollarında istikamet en faideli ve kolay ve kısadır. Ve sırat-ı müstakîmi kaybedilse, o yollar pek belâlı ve uzun ve zararlı olur.

Demek 1 اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ pek çok câmi’ ve geniş bir dua, bir ubudiyet olduğu gibi, bir hüccet-i tevhide ve bir ders-i hikmete ve bir tâlim-i ahlâka işaret eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Bizi doğru yola ilet.” Fâtiha Sûresi: 1:6.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Şuâ / Sonraki Risale: Birinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahlâk-ı insaniye : insan ahlakı
azap : acı, sıkıntı
belâhet : aptallık, ahmaklık
câmi’ : kapsamlı, içine alan
cebanet : korkaklık, ürkeklik
cerbeze : hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterecek derecedeki aldatıcı zekâ, demogoji
daimî : devamlı, sürekli
ders-i hikmet : hikmet dersi
elem : acı, keder, sıkıntı
fuhş : çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan işler
fücûr : günahkarlık, zina, ahlâka aykırılık
hadd-i istikamet : doğruluk sınırı, yolu
hadd-i vasat : orta derecede
hakikat : gerçek, doğru
hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat
hayat-ı şahsiye : kişisel hayat
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
humud : helâle de, harama da iştihası olmamak, sönüklük
hüccet : delil, kanıt
hüccet-i tevhid : Allah’ın birliğinin delili
iffet : namus
ifrat : aşırılık, normalden yukarı olma
istikamet : doğruluk
kıyasen : oranla, ölçüyle
kuvve-i akliye : akıl duygusu
kuvve-i gadabiye : öfke duygusu
kuvve-i şeheviye : şehvet duygusu
mahrum : yoksun
musibet : belâ, felaket, sıkıntı
muzır : zararlı
selâmet : esenlik, güven
sevk etme : gönderme
sırât-ı müstakîm : dinin belirlediği dosdoğru yol, orta yol
şecaat : yiğitlik, cesurluk
şirk : Allah’a ortak koşma
tâlim-i ahlâk : ahlâk dersi, eğitimi
tecebbür : büyüklenme, zalim ve gaddar olmak
tefrit : tersine aşırılık, normalden aşağı olma
tehevvür : maddî ve mânevî korkusuzluk, saldırganlık
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
ubûdiyet : Allah’a kulluk
vâcip : zorunlu
vicdanî : vicdana ait
zayi etmek : kaybetmek
zillet : alçaklık, aşağılık
zulüm : haksızlık
Yükleniyor...