Block title
Block content
Amma benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhur etmesini istiğrab ve istib’ad edip böyle itiraz eden zât, eğer buğday tanesi kadar çam çekirdeğinden dağ gibi çam ağacını halk eylemek azamet ve kudret-i İlâhiyeye delil olduğunu düşünse, elbette bizim gibi âcz-i mutlak ve fakr-ı mutlakta böyle ihtiyac-ı şedid zamanında böyle bir eser zuhuru, vüs’at-i rahmet-i İlâhiyeye delildir demeye mecbur olur. Ben sizi ve muterizleri Risale-i Nur’un şeref ve haysiyetiyle temin ediyorum ki, bu işaretler ve evliyanın îmâlı haberleri, remizleri, beni daima şükre ve hamde ve kusurlarımdan istiğfara sevk etmiş. Hiçbir vakitte ve hiçbir dakika nefs-i emmâreme medâr-ı fahr ve gurur olacak bir enâniyet ve benlik vermediğini, size bu yirmi sene hayatımın gözünüz önünde tereşşuhatıyla ispat ediyorum.

Evet, bu hakikatle beraber, insan kusurdan, nisyandan hâli değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış; risalelerde bazı hatalar olmuş. Fakat Kur’ân’ın hurufat-ı kudsiyesinin yerine beşerin tercümesini ikame perdesi altında, noksan huruflarla yeni hat altında tahrifkârâne ehl-i dalâletin te’vilât-ı fâsideleri âyâtın sarahatini incitmelerine bakmıyor gibi, bîçare mazlum bir adamın kardeşlerinin imanını kuvvetlendirmek için bir nükte-i i’câziyeyi beyan ettiği için hizmet-i imaniyesine fütur verecek derecede itiraz, elbette değil ehl-i hakikat zâtlar, belki zerre miktar insafı bulunan itiraz edemez.

Bunu da ilâveten beyan ediyorum; bu zamanda gayet kuvvetli ve hakikatli milyonlarla fedakârları bulunan meşrepler, meslekler, tarîkatler, bu dehşetli dalâlet hücumuna karşı zâhiren mağlûbiyete düştükleri halde benim gibi yarım ümmî ve kimsesiz ve mütemadiyen tarassut altında, karakol karşısında ve müthiş, müteaddit cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir adam, o mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nur’a sahip değildir ve o eser onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Şuâ / Sonraki Risale: Birinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âcz-i mutlak : son derece güçsüzlük
âyât : âyetler, deliller
azamet : büyüklük
beşer : insan
beyan : açıklama
bîçare : çaresiz, zavallı
cihet : yön, taraf
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ehl-i hakikat : hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar
enâniyet : benlik, gurur
evliya : Allah dostları, veliler
fakr-ı mutlak : sınırsız ihtiyaç hâli
fedakâr : kendini bir hizmete adayan; değerli şeylerini fedâ eden
fütur : usanç, gevşeklik
hakikat : gerçek, doğru
halk eylemek : yaratmak
hamd : övgü ve şükür
haysiyet : itibar, şeref, değer
hizmet-i imâniye : iman hizmeti
huruf : harfler
hurufat-ı kudsiye : kudsi, mukaddes harfler
hücum : saldırı
hüner : beceri, ustalık
iftihar : övünme
ihtiyac-ı şedid : şiddetli ihtiyaç
ikame : yerleştirme
istib’ad : akıldan uzak görme
istiğfar : af dileme, tevbe
istiğrab : garip görme, hayret etme
kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç ve iktidarı
mağlûbiyet : yenilgi
mazlum : zulme uğramış
medâr-ı fahir : övünme sebebi
meşrep : hareket tarzı, metod
muteriz : itiraz eden
müteaddit : bir çok, çeşitli
mütemadiyen : sürekli
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu
nisyan : unutkanlık
nükte-i i’câziye : Kur’ân’ın mu’cizeliğine dair ince bir mânâ
remiz : ince işaret
risale : mektup; Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüme verilen isim
sarahat : açıklık
şeref : yükseklik, yücelik, büyüklük
şükr : teşekkür, övgü
tahrifkârâne : tahrif ederek, bozarak
tarassut : gözetleme, gözetim
tarîkat : mânevi ilerlemeye götüren yol
te’vilât-ı fâside : bozuk ve yanlış te’viller, yorumlar
tenfir etme : nefret ettirme
tereşşuhat : sızıntılar, izler
ümmî : okuma yazma bilmeyen
vüs’at-i rahmet-i İlâhiye : Allah’ın rahmetinin bolluğu, genişliği
zâhiren : görünürde
zuhur : ortaya çıkma, görünme
Yükleniyor...