Block title
Block content
Evet, nazar-ı gaflet ve dalâlette vahşetli ve dehşetli bir ademistan ve elîm ve mahvolmuş bir mezaristan olan bütün geçmiş zaman ve ölmüş karnlar ve asırlar, canlı birer sahife-i ibret ve baştan başa ruhlu, hayattar bir acip âlem ve mevcut ve bizimle münasebettar bir memleket-i Rabbâniye sûretinde, sinema perdeleri gibi kâh bizi o zamanlara, kâh o zamanları yanımıza getirerek her asra ve her tabakaya gösterip yüksek bir i’câz ile dersini veren Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, aynı i’câz ile, nazar-ı dalâlette câmid, perişan, ölü, hadsiz bir vahşetgâh olan ve firak ve zevâlde yuvarlanan bu kâinatı; bir kitab-ı Samedânî, bir şehr-i Rahmânî, bir meşher-i sun’-i Rabbânî olarak o câmidâtı canlandırarak birer vazifedar suretinde birbiriyle konuşturup ve birbirinin imdadına koşturup nev-i beşere ve cin ve meleğe hakikî ve nurlu ve zevkli hikmet dersleri veren bu Kur’ân-ı Azîmüşşanın elbette her harfinde on ve yüz ve bazen bin ve binler sevap bulunması; ve bütün cin ve ins toplansa onun mislini getirememesi; 1 ve bütün benî Âdemle ve kâinatla tam yerinde konuşması; ve her zaman milyonlar hâfızların kalblerinde zevkle yazılması; ve çok tekrarla ve kesretli tekraratıyla usandırmaması; ve çok iltibas yerleri ve cümleleriyle beraber çocukların nazik ve basit kafalarında mükemmel yerleşmesi; ve hastaların ve az sözden müteessir olan ve sekeratta olanların kulağında mâ-i zemzem misillü hoş gelmesi gibi kudsî imtiyazları kazanır. Ve iki cihanın saadetlerini kendi şakirtlerine kazandırır.

Ve tercümanın ümmiyet mertebesini tam riayet etmek sırrıyla, hiçbir tekellüf, hiçbir tasannu, hiçbir gösterişe meydan vermeden selâset-i fıtriyesini ve doğrudan doğruya semadan gelmesini ve en kesretli olan tabaka-i avâmın basit fehimlerini tenezzülât-ı kelâmiye ile okşamak hikmetiyle, en ziyade sema ve arz gibi en zâhir ve bedihî sahifelerini açıp o âdiyat altındaki hârikulâde mu’cizat-ı kudretini ve mânidar sutûr-u hikmetini ders vermekle lûtf-u irşadda güzel bir i’caz gösterir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsini birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.” İsrâ Sûresi, 17:88.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Mesele / Sonraki Risale: On Birinci Mes'ele
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdiyat : alışılmış şeyler
arz : yer
bedihî : açık, aşikâr
benî Adem : Âdemoğulları, insanlar
câmid : cansız
câmidât : cansız varlıklar
dua : Allah’a yakarış
fehim : anlayış, kavrayış
firak : ayrılık
hadsiz : sınırsız
hâfız : Kur’ân’ı ezberlemiş
hakikî : gerçek, doğru
hârikulâde : olağanüstü
i’câz : mu’cizelik
iktiza : gerektirme
iltibas : karıştırma
imdad : yardım
imtiyaz : ayrıcalık, seçkinlik
kâh : bazen
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kesretli : çok
lûtf-u irşad : doğru yolu gösterme lütfu, nimeti
mâ-i zemzem : zemzem suyu
mânidar : mânâlı, anlamlı
misil : benzer
misillü : gibi
mu’cizat-ı kudret : Allah’ın kudret mu’cizeleri
münasebettar : ilişkili
müteessir : etkilenen, üzülen
nazar-ı dalâlet : hak yoldan sapmış, inançsızlık bakışı
nazik : ince, zarif
nev-i beşer : insanlar
riayet etmek : uymak
saadet : mutluluk
sekerat : can çekişme anı
selâset-i fıtriye : yaratılıştan gelen akıcılık ve açıklık
sema : gök
semadan gelme : vahiyle gelme
sutûr-u hikmet : hikmet satırları
şakirt : öğrenci, talebe
şehr-i Rahmânî : rahmet ve merhameti sınırsız olan Allah’ın şehri
tabakat-ı avâm : halk tabakası
tasannu : yapmacıklık
tekellüf : zahmet
tekrarat : tekrarlar
vahşetgâh : ürkütücü yer
zâhir : açık
zevâl : gelip geçicilik
zikir : Allah’ı anma
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...