Block title
Block content
Hattâ insanın cismânî midesini memnun etmek için o midenin hâl diliyle bekàsına dair duasını kemâl-i ehemmiyetle dinleyip kabul ederek fiilen cevap vermek için, hadsiz ve hesapsız ve yüz binler tarzlarda ve binler çeşit çeşit lezzetlerde gayet san’atlı taamları ve gayet kıymetli nimetleri cismaniyete ihzar etmek, bedahetle ve şeksiz gösterir ki, dâr-ı âhirette Cennetin en çok ve en mütenevvi lezzetleri cismanîdir. Ve saadet-i ebediyenin en ehemmiyetli ve herkesin istediği ve ünsiyet ettiği nimetleri cismanîdir.

Acaba hiçbir cihet-i ihtimali ve imkânı var mı ki, bu âdi midenin hal diliyle bekà duasını kabul edip nihayetsiz mu’cizatlı maddî taamlarla onu minnettar ederek, her vakit tesadüfsüz, kastî olarak fiilen cevap veren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Kerîm, kâinatın en ehemmiyetli neticesi ve arzın halifesi ve o Hâlıkın güzidesi ve perestişkârı olan nev-i insanın insaniyet mide-i kübrâsı ile küllî ve yüksek ve daima arzu ettiği ve ünsiyet ettiği ve fıtraten istediği cismanî lezzetleri, dâr-ı bekàda verilmesine dair hadsiz umumî duaları kabul olmasın ve haşr-i cismânî ile fiilen cevap verilmesin, onu ebedî minnettar etmesin? Adeta sineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin! Ve âdi bir neferin kemâl-i ehemmiyetle techizatına baksın; orduya hiç bakmasın, ehemmiyet vermesin! Bu yüz derece muhal ve bâtıldır.

Evet, 1 وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ اْلأَنْفُسُ وَتَلَذُّ اْلاَعْيُنُ âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, insan, en ziyade ünsiyet ettiği ve dünyada nümunesini tatmış olduğu cismanî lezzetleri Cennete lâyık bir tarzda görecek, tadacak. Ve lisan, göz ve kulak gibi âzâların ettikleri hâlis şükürler ve hususî ibadetlerin mükâfatları, o uzuvlara mahsus cismânî lezzetler ile verilecektir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Orada canların çekeceği, gözlerin zevk alacağı herşey vardır.” Zuhruf Sûresi, 43:71.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yedinci Mes'ele / Sonraki Risale: Dokuzuncu Mesele
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, normal
Alîm-i Kerîm : sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah
arz : dünya
âzâ : azalar, organlar
bâtıl : doğru olmayan, yalan, yanlış
bedâhet : ap açıklık
bekà : kalıcılık, devamlılık
cihet-i ihtimal : ihtimal yönü
cismanî : maddi vücuda sahip
cismaniyet : bedenle, maddî vücutla ilgili oluş
dâr-ı âhiret : öteki dünya, âhiret yurdu
dâr-ı bekà : devamlı ve kalıcı olan yer, âhiret
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
ehemmiyet : önem
fıtraten : yaratılış gereği
gayet : son derece
güzide : seçilmiş, seçkin
hadsiz : sayısız, sınırsız
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
halife : yeryüzünde Allah namına hareket eden insan
hâlis : içten, katıksız, samimi
haşr-i cismanî : insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması
hususî : özel
ihzar etmek : hazırlamak
insaniyet : insanlık
Kadîr-i Rahîm : gücü herşeye yeten, rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
kastî : bilerek ve isteyerek yapma
kemâl-i ehemmiyet : tam ve mükemmel bir önem
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân
küllî : büyük, geniş, kapsamlı; tür
lisan : dil
mide-i kübrâ : büyük mide
minnettar etmek : nimetlendirmek, borçlu kılmak
mu’cizât : mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler
muhal : imkansız
mükâfat : ödül
mütenevvi : çeşit çeşit
nefer : asker, er
nev-i insan : insanlar, insanlık
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
nümune : örnek, misal
perestişkâr : tapan, ibadet eden
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sarahat-i kat’iye : kesin açık mânâ
şeksiz : kuşkusuz, şüphesiz
taam : gıda, yiyecek
techizat : donanım
umumî : genel, herkese ait
uzuv : organ
ünsiyet etmek : alışmak
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...