Block title
Block content
Yine o mütemerrid şahıs döndü, dedi: “Hiç olmazsa ecnebî dinsizleri gibi yaşarız.”

Cevaben dedim: Ecnebi dinsizleri gibi de olamazsın. Çünkü onlar bir peygamberi inkâr etse, diğerlerine inanabilirler. Peygamberleri bilmese de, Allah’a inanabilir. Bunu da bilmezse, kemâlâta medar bazı seciyeleri bulunabilir. Fakat bir Müslüman, en âhir ve en büyük ve dini ve dâveti umumî olan Âhirzaman Peygamberi Aleyhissalâtü Vesselâmı inkâr etse ve zincirinden çıksa, daha hiçbir peygamberi, hattâ Allah’ı kabul etmez. Çünkü bütün peygamberleri ve Allah’ı ve kemâlâtı onunla bilmiş. Onlar onsuz kalbinde kalmaz. Bunun içindir ki, eskiden beri her dinden İslâmiyete giriyorlar; ve hiçbir Müslüman, hakiki Yahudi veya Mecusi veya Nasranî olmaz. Belki dinsiz olur; seciyeleri bozulur, vatana, millete muzır bir hâlete girer. İspat ettim. O muannid ve mütemerrid şahsın daha tutunacak bir yeri kalmadı. Kayboldu, Cehenneme gitti.

İşte ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım! Madem hakikat budur ve bu hakikati Risale-i Nur o derece kat’î ve güneş gibi ispat etmiş ki, yirmi senedir mütemerridlerin inatlarını kırıp imana getiriyor. Biz dahi hem dünyamıza, hem istikbalimize, hem âhiretimize, hem vatanımıza, hem milletimize tam menfaatli ve kolay ve selâmetli olan iman ve istikamet yolunu takip edip boş vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerinde Kur’ân’dan bildiğimiz sûreleri okumak ve mânâlarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek ve kazaya kalmış farz namazlarımızı kaza etmek ve birbirinin güzel huylarından istifade edip bu hapishaneyi güzel seciyeli fidanlar yetiştiren bir mübarek bahçeye çevirmek gibi a’mâl-i saliha ile, hapishane müdür ve alâkadarları, câni ve katillerin başlarında zebâni gibi azap memurları değil, belki medrese-i Yusufiyede Cennete adam yetiştirmek ve onların terbiyesine nezaret etmek vazifesiyle memur birer müstakim üstad ve birer şefkatli rehber olmalarına çalışmalıyız.
• • •
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’mâl-i saliha : dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
âhir : son
Âhirzaman Peygamberi : son peygamber olan ve dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
alâkadar : ilgili, alakalı
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
cânî : cinayet işlemiş
hakikat : doğru, gerçek
hakiki : gerçek
hâlet : durum, hal
hülya : hayal
istifade etmek : faydalanmak, yararlanmak
istikamet : doğruluk, doğru yol
istikbal : gelecek
kat’î : kesin bir şekilde
kaza etmek : vaktinde kılınamayan namazı sonradan kılmak
kemâlât : mükemellikler, kusursuzluklar
Mecusî : ateşperest, ateşe tapan
medrese-i Yusufiye : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında kullanılan hapishane
menfaat : yarar, fayda
muannid : inatçı, inanmamakta direnen
muzır : zararlı
mübarek : bereketli, hayırlı
müstakim : doğruluk üzere olan, doğru yolda olan
mütemerrid : inatçı, inançsızlıkta direnen
Nasranî : Hıristiyanlık dinine mensup olan kimse
nezaret etmek : bakmak, gözetmek
seciye : üstün özellikler, karakter
selâmet : esenlik, rahatlık
umumî : bütün
Yahudi :
zebâni : cehennemlikleri cehenneme atmakla vazifeli cehennem memurları
Yükleniyor...