Block title
Block content
İşte biz Hâlıkımızdan haşre dair sorduğumuz suale Hak, Hafîz, Hakîm, Cemîl, Rahîm isimleri cevap verip derler: “Biz hak ve hakikat olduğumuz gibi ve hem bize şehadet eden mevcudâtın tahakkuku misillü, haşir haktır ve muhakkaktır.”

Hem madem... (Daha yazacaktım, fakat güneş gibi malûm olmasından kısa kestim.)

İşte geçmiş misâllerde ve madem’lerdeki maddelere kıyasen, Cenâb-ı Hakkın yüz, belki bin esmâsının kâinata bakan isimlerinin herbirisi, nasıl ki mevcudattaki âyine ve cilveleriyle Müsemmâsını bedahetle ispat eder; aynen öyle de, haşri ve dâr-ı âhireti de gösterirler ve kat’iyetle ispat ederler.

Hem nasıl Hâlıkımızdan sorduğumuz sualimize, o Rabbimiz bütün fermanlarıyla ve nazil ettiği bütün kitaplarıyla ve müsemmâ olduğu ekser isimleriyle bize kudsî ve kat’î cevap veriyor; aynen öyle de, melâikeleriyle ve onların diliyle daha başka bir tarzda dedirir:

“Sizin zaman-ı Âdem’den beri hem ruhanîlerle, hem bizimle görüşmenizin yüzer tevatür kuvvetinde hâdiseleri var. Ve bizim ve ruhanilerin vücutlarına ve ubudiyetlerine delâlet eden hadsiz emâre ve deliller var. Ve biz âhiret salonlarında ve bazı dairelerinde gezdiğimizi, birbirimize mutabık olarak sizin kumandanlarınızla görüştüğümüz zaman söylemişiz ve daima da söylüyoruz. Elbette bu gezdiğimiz bâki ve mükemmel salonlar ve bu salonların arkalarında tefriş ve tezyin edilmiş olan saraylar ve menzilller, hiç şüphemiz yoktur ki, gayet ehemmiyetli misafirleri o yerlerde iskân etmek üzere bekliyorlar. Size kat’î beyan ediyoruz” diye sualimize cevap veriyorlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Mes'ele / Sonraki Risale: Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
bâki : kalıcı, devamlı
bedahet : ap açıklık
beyan etmek : açıklamak
Cemîl : bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cilve : görüntü, yansıma
dâr-ı âhiret : öteki dünya, âhiret yurdu
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
emare : belirti, işaret
esmâ : Allah’ın isimleri
ferman : buyruk, emir
gayet : son derece
hâdise : olay
hadsiz : sayısız, sınırsız
Hafîz : esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah
Hak : doğru, gerçek; herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
hakikat : doğru, gerçek
Hakîm : herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
haşr : yeniden diriliş; insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması
iskân etmek : yerleştirmek
kâinat : evren, yaratılan herşey
kat’î : kesin bir şekilde
kat’iyet : kesinlik
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
malûm : bilinen
melâike : melekler
menzil : durak, yer
mevcudat : varlıklar
misillü : gibi
muallim : öğretmen
Muhammed-i Arabî : Arapların içinden çıkan Peygamberimiz Muhammed (a.s.m.)
mutabık olmak : uygun olmak
Müsemmâ : ismin sahibi, isimlenen
nazil etmek : indirmek
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
Rahîm : merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
ruhanî : maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık
ruhanî : ruh âlemine ait
şehadet etmek : şahitlik, tanıklık etmek
tahakkuk : gerçekleşme
tefriş : döşeme
tevatür : çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber
tezyin : süsleme
ubûdiyet : kulluk
vücut : beden, varlık
zaman-ı Âdem : Âdem peygamberin zamanı
Yükleniyor...