Block title
Block content
Evet, hiçbir zaman, bu zeminde bu zaman kadar böyle bir ihtiyac-ı şedid olmamış gibidir. Çünkü tehlike hariçten şiddetle gelmiş. Şahsımın bu ihtiyaca karşı gelmediğini itiraf edip ilân ettiğim halde, yine şahsımın meziyetinden değil, belki şiddet-i ihtiyaçtan ve zâhiren başkalar çok görünmemesinden şahsımı o ihtiyaca bir çare zannediyorlar. Halbuki ben de çoktan beri buna taaccüp ve hayretle bakıyordum ve hiçbir cihetle lâyık olmadığım halde, dehşetli kusurlarımla beraber bu teveccüh-ü âmmenin hikmetini şimdi bildim. Hikmeti de şudur:

Risale-i Nur’un hakikati ve şakirtlerinin şahs-ı mânevîsi, bu zaman ve bu zeminde o şiddetli ihtiyacın yüzünü kendine çevirmiş. Benim şahsımı -hizmet itibarıyla binden bir hissesi ancak bulunduğu halde- o harika hakikatin ve o hâlis, muhlis şahsiyetin bir mümessili zannedip o teveccühü gösteriyorlar. Gerçi bu teveccüh hem bana zarar, hem ağır geliyor. Hem de hakkım olmadığı halde hakikat-i Nuriyenin ve şahsiyet-i mâneviyesinin hesabına sükût edip o mânevî zararlara razı oluyorum. Hattâ İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzam (k.s.) gibi bazı evliyanın ilham-ı İlâhî ile bu zamanımızda Kur’ân-ı Hakîmin mu’cize-i mâneviyesinin bir âyinesi olan Risale-i Nur’un hakikatine ve hâlis talebelerinin şahs-ı mânevîsine işaret-i gaybiye ile haber verdikleri içinde benim ehemmiyetsiz şahsımı o hakikate hizmetim cihetiyle nazara almışlar. Ben hata etmişim ki, onların şahsıma ait bir parçacık iltifatlarını bazı yerde te’vil edip Risale-i Nur’a çevirmemişim. Bu hatamın sebebi de, zaafiyetim ve yardımcılarımı ürkütecek esbabın çoğaltılmaması ve sözlerime itimadı kazanmak için zâhiren şahsıma bir kısmını kabul etmiştim.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahfad : evlâdlar, torunlar
cihet : yön, taraf
ecdat : dedeler, atalar
ehemmiyet : değer, önem
ehemmiyetsiz : önemsiz
esbab : sebepler
evliya : Allah dostları, veliler
fâni : gelip geçici
hakikat : doğru gerçek
hakikat-i Kur’âniye : Kur’ân’ın hakikati
hakikat-i Nuriye : Risale-i Nur gerçeği
hâlis : içten, katıksız, samimi
hikmet : sebep, sır
ihtar : hatırlatma, ikaz
ihtiyac-ı şedid : şiddetli ihtiyaç
ilham-ı İlâhî : Allah’ın kalbe gönderdiği ilham
iltifat : gönül okşayıcı güzel söz
işaret-i gaybiye : geleceğe veya bilinmeyen bir olaya yapılan işaret
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
mağlup etme : yenme
meziyet : üstün özellik
mu’cize-i mâneviye : mânevî mu’cize, mânâsına yönelik mu’cize
muhlis : samimi, ihlâslı
mübareze : karşı koyma, çarpışma
mümessil : temsilci
nazar : dikkat
sükût : sessiz kalma, susma
şahs-ı mânevî : mânevî kişilik
şahsiyet-i mâneviye : Risale-i Nur hizmetinin etrafında oluşan topluluğun mânevî şahsiyeti
şakirt : öğrenci, talebe
şehid : Allah yolunda canını feda eden Müslüman
şiddet-i ihtiyaç : ihtiyacın şiddeti
taaccüp : şaşma, hayret etme
te’vil etme : yorumlama
teveccüh : ilgi, yönelme
teveccüh-ü âmme : herkesin ilgisi ve sevgisi
zafiyet : güçsüzlük, dermansızlık
zâhiren : görünürde
zemin : yer; ortam, dünya
Yükleniyor...