Block title
Block content
Beş türlü de dünyevî faideleri var:

1. Rızıkta bereket.

2. Kalbde rahat ve sürur.

3. Maişette sühulet.

4. İşlerinde muvaffakiyet.

5. Talebelik faziletini almakla, bütün Risale-i Nur talebelerinin dualarına hissedar olmak olduğu ve bunların yakında gençlik tarafından idrak olunup üniversitenin bir Nur mektebi haline döneceği yazılıyor.
• • •
Medar-ı hayrettir ki, bu samimî fedakârlığı suç saymışlar.
Gizli münafıkların takip ettikleri iki plândan birisi: Benim haysiyetimi kırmakla güya Nurların kıymeti düşecek!

İkincisi: Nur şakirtlerine telâş ve fütur vermekle Nurların intişarına mâni olunacak!

Hiç korkmayınız. Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikate bizim gibi bazı bîçarelerin başları da feda olsun!
• • •
Pek acîptir ki, merhum Hasan Feyzi’nin gayet hâlisane ve ayn-ı hakikat ve vâkıa mutabık ve hiç zararı olmayan ve çoklara menfaatli olan takrizini ve methiyesini bir suç mevzuu diye Nurun bir mecmuasının âhirinde bulunmasıyla o mecmuanın müsaderesine vesile yapmak istenilmiş.
Hasan Feyzi’nin bir mektubu vardır. Hülâsası:

“Ey Risale-i Nur! Senin, hakkın dili ve hakkın ilhamı olup onun izniyle yazıldığına şüphe yok... Ben kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitaptan alınmadım, hiçbir eserden çalınmadım. Ben Rabbânî ve Kur’ânîyim. Bir lâyemutun eserinden fışkıran kerametli bir Nurum... Sen çok feyizli ve rahmetli bir hak kitapsın. Bazı has ve hâlis talebelerini evliya ve asfiya nişanlarıyla taltif ve tezyin ediyorsun.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : şaşırtıcı, hayret verici
âhirinde : sonunda
asfiya : Hz. Peygambere vâris olup onun yolundan giden ilim ve velâyet sahibi insanlar
ayn-ı hakikat : gerçeğin ta kendisi
bereket : bolluk
bîçare : çaresiz, zavallı
dünyevî : dünya ile ilgili
evliya : Allah dostları, veliler
fazilet : değer ve üstünlük
feyiz : bereket, bolluk
fütur : usanç
gayet : son derece
hâlis : samimi, temiz
hâlisâne : ihlâslı, samimî
haysiyet : şeref, itibar, değer
hissedar : ortak
hülâsa : esas, öz
idrak : anlayış, kavrayış
ilham : Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ
intişar : yayılma
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak görülen olağanüstü hâl
kudsî : kutsal, mukaddes
Kur’ânî : Kur’ân’a ait
lâyemut : ölümsüz
maişet : geçim, yaşayış
mecmua : kitap
medar-ı hayret : hayret sebebi
merhum : rahmete kavuşmuş, vefat etmiş
methiye : övgü, övgüye ait
mevzu : konu, bahis
muvaffakiyet : başarı
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
müsadere : yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması
nişan : alâmet, işaret
Rabbânî : herşeyin Rabbi olan Allah’a ait
rahmet : merhamet, ihsan, bağış
rızık : Allah’ın, maddi ve mânevî ihsan ettiği her türlü nimet
sühûlet : kolaylık
sürur : mutluluk, sevinç
şakirt : öğrenci, talebe
takriz : birşeyi veya bir eseri beğendiğini söyleme ve bu gayeyle yazılan yazı
taltif : iyilik ve lütufta bulunmak
tezyin : süsleme
vâkıa mutabık : gerçekleşen olaya uygun; gerçekle örtüşen
Yükleniyor...