Block title
Block content
Ve ihtilâttan hem ben kendimi men ediyordum, hem de ehl-i dünya beni men ediyordu. Yalnız bir iki ahbapla haftada bir defa görüşebiliyordum. Köye gelen misafirler ise, ayda bir ikisi, bazı bir iki dakika, bir mesele-i âhirete dair benimle görüşüyordu. Bu gurbet halimde, garip, yalnız, kimsesiz, nafaka için çalışmaya benim gibilere muvafık olmayan bir köyde, herşeyden, herkesten men edildim. Hattâ, dört sene evvel, harap olmuş bir camii tamir ettirdim. Memleketimde imamlık ve vaizlik vesikam elimde olduğundan, o camide dört senedir -Allah kabul etsin- imamlık ettiğim halde, şu mübarek geçen Ramazan’da mescide gidemedim. Bazan yalnız namazımı kıldım, cemaatle kılınan namazın yirmi beş sevabından ve hayrından mahrum kaldım.

İşte, başıma gelen bu iki hâdiseye karşı, aynen iki sene evvel o memurun bana karşı muamelesine gösterdiğim sabır ve tahammülü gösterdim. İnşaallah devam da ettireceğim. Şöyle de düşünüyorum ve diyorum ki:

Eğer ehl-i dünya tarafından başıma gelen şu eziyet, şu sıkıntı, şu tazyik, ayıplı ve kusurlu nefsim için ise, helâl ediyorum. Benim nefsim belki bununla ıslah-ı hal eder; hem ona keffâretüzzünub olur. Dünya misafirhanesinin safâsını çok gördüm. Azıcık cefâsını görsem, yine şükrederim.

Eğer imana ve Kur’ân’a hizmetkârlığım cihetiyle ehl-i dünya beni tazyik ediyorsa, onun müdafaası bana ait değil. Onu, Azîz-i Cebbâra havale ediyorum.

Eğer asılsız ve riyaya sebep ve ihlâsı kıracak bir şöhret-i kâzibeyi kırmak için teveccüh-ü âmmeyi hakkımda bozmak murad ise, onlara rahmet! Çünkü teveccüh-ü âmmeye mazhar olmak ve halkların nazarında şöhret kazanmak, benim gibi adamlara zarardır zannederim. Benimle temas edenler beni bilirler ki, şahsıma karşı hürmet istemiyorum, belki nefret ediyorum. Hattâ kıymettar mühim bir dostumu, fazla hürmeti için belki elli defa tekdir etmişim.

Eğer beni çürütmek ve efkâr-ı âmmeden düşürtmek, iskat ettirmekten muradları, tercümanlık ettiğim hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeye ait ise, beyhudedir. Zira Kur’ân yıldızlarına perde çekilmez. Gözünü kapayan, yalnız kendi görmez; başkasına gece yapamaz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahbap : sevilenler, dostlar
Azîz-i Cebbâr : dilediği herşeyi yapabilecek kudrete sahip olan, herşeyi ve herkesi ister istemez kudretine boyun eğdiren, izzet ve yücelik sahibi Allah
beyhude : boşu boşuna
cefâ : eziyet, sıkıntı
cihet : yön, taraf
efkâr-ı âmme : kamuoyu
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
hâdise : olay
hakaik-i imaniye ve Kur’âniye : iman ve Kur’ân hakikatleri, esasları
harap olma : yıkılma
hayır : iyilik
hizmetkârlık : hizmetçilik
ıslah-ı hal : kendi halini ıslah etme, düzeltme
ihlâs : samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
inşaallah : Allah dilerse
iskat : düşürme
keffâretüzzünub : günahlara keffâret, bağışlanmaya vesile
kıymettar : kıymetli, değerli
mahrum : yoksun
mazhar : erişme, nail olma
menetme : yasaklama
mesele-i âhiret : ahiretle ilgili mesele
muamele : davranış
murad : kastedilen, istenen
muvafık : uygun
mübarek : bereketli, hayırlı
müdafaa : savunma
mühim : önemli
nafaka : geçim için gerekli olan şey
nazar : bakış, düşünce
nefis : kişinin kendisi; insanı zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
rahmet : şefkat, merhamet
riya : gösteriş
safâ : rahat ve huzur
şöhret-i kâzibe : yalancı şöhret
tahammül : dayanma, katlanma
tazyik etme : sıkıntı verme, baskı yapma
tazyik : baskı, şiddet
tekdir : azarlama, uyarma
teveccüh-ü âmme : halkın ilgisi, sevgisi
vesika : belge
Yükleniyor...