Block title
Block content
Risale-i Nur denilen âlî hakikat önünüzdedir. Onun gayesi dünyevî ve fâni ve süflî makamlar mıdır? Yoksa en büyük saadet ve âlî sevinç ve en yüce bahtiyarlık olan Allah’ın rızasını kazanmak mıdır? Ve onun bütün sözleri, insanları ahlâksızlığa mı teşvik ediyor? Yoksa imanla onları mücehhez kılıp yüksek ahlâk ve fazilete mi kavuşturuyor?

Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın i’câz-ı mânevîsinden fışkıran ve bir nur-u İlâhî olan Risale-i Nur önünüzdedir. Madem imanı kazanmak ve iman ile bu dünyadan dâr-ı saadet-i bâkiye gidebilmek insanların her meselesinden üstün en büyük dâvâsıdır. Ve madem Risale-i Nur Kur’ân’ın feyziyle hakaik-i imaniyeyi ders verip, yüz binlerle onu okuyup yazanların kat’î şehadetiyle ve bir çok âyât-ı Kur’âniye ve ehâdîs-i Muhammediye (a.s.m.) kudsî beyanatı ve İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Geylâni (r.a.) misillü birçok ehl-i velâyetin takdirkârâne tavsiyeleriyle Risale-i Nur o dâvâyı kat’î kazandırıyor. Elbette ve elbette sizler yüksek adalet ve hakikatperverliğinizle, her türlü fâni endişelerin fevkinde yüksek hakperestliğinizle Risale-i Nur’un o hakkanî ve Kur’ânî çehresini ve hakikî kıymetini takdirle görüp anlayacaksınız. Ve Risale-i Nur’un talebelerinin de Cenâb-ı Hakkın rızasından başka bir maksat peşinden koşmadıklarını göreceksiniz.

Sayın Yargıtay hâkimleri; En yüksek ahlâk ve faziletiyle ve en yüce şefkat ve merhametiyle insanları koyu fikir karanlığından ve daimî haps-i ebedîden kurtarmaya çalışan ve en şiddetli sıkıntı ve işkencelere göğüs gererek Cenâb-ı Hak tarafından tavzif edildiği hakaik-i Kur’âniyeyi neşretmek kudsî vazifesiyle zamanın en yüce mertebe-i kemâline erişen aziz ve âlî üstadımız Bediüzzaman Hazretleri bütün bütün hak ve adalete aykırı olarak zindanlara atılıyor. Pek ihtiyar ve hasta ve kimsesiz, en yüksek iman ve ubudiyetle ve harika zekâ ve ilimle mücehhez ve insanların imanını kurtarmaktan başka bir gayesi bulunmayan yetmiş beş yaşındaki bu mübarek ve hakikî insaniyetperver Üstadın Afyon zindanlarında şiddetli soğuk ve dehşetli sıkıntılar içindeki vaziyet-i elîmânesi ciğerleri deliyor ve kalbleri sızlatıyor. Hakikatlere âşık ve meftun olan yüksek adaletinize ve hakikî insaniyetperverliğinize güvenerek adaletin şefkat ve merhametinin tecellîsini bekliyoruz.
Mustafa Sungur
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âli : yüksek, yüce
âyât-ı Kur’âniye : Kur’ân âyetleri
aziz : çok değerli, izzetli
bahtiyarlık : mutluluk
âlim : ilim sahibi, çok bilgili olan
aşk-ı ilmî : ilim aşkı
bahis : konu
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
fakr-ı hâl : fakirlik
fevkalâde : olağanüstü
fıtrat : yaratılış, mizaç
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
gayet : çok
hadsiz : sonsuz
hakiki : doğru gerçek
hilâf : aykırılık
iddianame : iddia yazısı
iftihar : övünme
insaniyetperver : insanları ve insanlara hizmet etmeyi seven
istidat : kàbiliyet, yetenek
iştiyak : arzu, istek
ittiham : suçlama
kat’î : kesin olarak
kâtip : yazan, yazıcı
kütüb-ü ilmiye ve Arabiye : ilmî ve Arapça kitaplar
lisan-ı Arabî : Arap dili, Arapça
malûmat : bilgiler
matbu : basılmış, basılan
medâr-ı mes’uliyet : sorumluluk sebebi
medrese : ders görülen, ders okutulan yer
meftun : düşkün, tutkun
menzil : durak, yer
mübarek : bereketli, hayırlı
müdafaa : savunma
müşahedat : gözlemleme, görme
mütenevvi : çeşitli
noksaniyet : eksiklik
suret : biçim, şekil
şehadet : şahitlik, tanıklık
şevk : çok istek ve arzu, coşku
şevk-i ilim : ilmin verdiği şevk, moral
taharri : araştırma, inceleme
tarihçe-i hayat : hayat hikâyesi
tecellî : görünme, belirme
ulûm-u İslâmiye : İslâm ilimleri
vaziyet-i elîmâne : acı ve üzüntülü bir vaziyet
zindan : hapishane
beyanat : açıklamalar
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
çehre : yüz
daimî : devamlı, sürekli
dâr-ı saadet-i bâkiye : devamlı ve kalıcı olan mutluluk yeri
ehâdîs-i Muhammediye : Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar
ehl-i velâyet : veliler, Allah dostları
endişe : kaygı
fâni : gelip geçici olan, ölümlü
fazilet : güzel ahlâk, erdem
fevkinde : üstünde
feyz : bereket, nimet
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri
hakaik-i Kur’âniye : Kur’ân’ın hakikatleri, gerçekleri
hakikat : doğru gerçek
hakikatperver : hakikat aşığı
hakikî : asıl, gerçek
hakkanî : hakka ait
hakperestlik : hakka taraftarlık
haps-i ebedî : sonsuz bir hapis, Cehennem
hazret : saygıdeğer; saygı, hürmet maksadıyla büyüklere verilen ünvan
i’câz-ı mânevî : mânevî mu’cizelik
kat’î : kesin olarak
kudsî : kutsal, mukaddes
Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyân : açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
Kur’ânî : Kur’ân’a ait
mertebe-i kemâl : kemâl mertebesi
misillü : benzeri, gibi, aynısı
mücehhez : cihazlanmış, donanmış
neşretmek : yayınlamak
nur-u İlâhî : ilâhî nur
saadet : mutluluk
süflî : alçak, âdi
şefaat : af için aracılık
şefkat : acıyarak ve esirgeyerek sevme
şehadet : şahitlik, tanıklık
takdir : beğeniyi dile getiren ifade
takdirkârâne : takdir edercesine
tavzif edilme : vazifelendirilme, görevlendirilme
teşvik etme : şevklendirme, cesaretlendirme
ubûdiyet : Allah’a kulluk
Yükleniyor...