Block title
Block content
Hattâ ehl-i siyaset, Üstadımın bu acip hallerini anlamadıkları için hiç alâkası olmayan bir nevi siyasete temas ettirmeye çalışmışlar. Hattâ hapislere sokmuşlar. Fakat sonra Cenâb-ı Hak, o aşk-ı ilmîyi Kur’ân’ın hakaikine bir anahtar yapmış. Bütün ehl-i ilmi ve feylesofları hayrette bırakan Risale-i Nur meydana çıkmış. Ben de o sırada bütün hayatımda aradığım ve kendi fıtratımda ve fakat pek yüksek bulunan bu Üstadı bir ihsan-ı İlâhî olarak Kastamonu’da yanımda buldum. Âhir ömrüme kadar da buna teşekkür ediyorum.

Hem Üstadım eskiden beri izzet-i ilmiyeyi muhafaza için sadaka ve hediye gibi şeyleri kabul etmediği gibi, talebelerini de men eder. Kimseye başını eğmez. Hattâ harika vaziyetlerinden, harp içinde avcı hattında oturmaya ve sipere girmeye tenezzül etmeyerek izzet-i ilmiyeyi muhafaza ettiği gibi, üç dehşetli kumandana karşı kahramancasına hocalık ve haysiyet-i ilmiyeyi muhafaza için onların hiddetine karşı ehemmiyet vermeyip onları susturdu. Onun için bu Üstadımı, bu millet ve vatanın ve Türk ulemasının pek büyük şerefini muhafaza etmek için herşeyini feda etmiş bir şahıs bildiğimden, ben de kendime hakikî üstad kabul ettim. Böyle vatan ve millete hakiki fedakâr bir Üstadın—farz-ı muhâl olarak—yüz kusuru da olsa nazar-ı müsamaha ile bakıp itiraz etmemek gerektir.

Bu memleketin vatanperverleri Meşrutiyet devrinde, milliyetçiler ve hamiyetperverleri Cumhuriyette, bu Üstadın ilme ettiği fevkalâde hizmeti vatan ve millet namına takdir ettiklerine bir nümunesi şudur ki: Câmiü’l-Ezher sisteminde, Medresetü’z-Zehrâ namında Van vilayetinde temeli atılıp eski Harb-i Umumî münasebetiyle geri kalan Şark darülfünununa İttihad ve Terakkî hükûmeti on dokuz (19) bin altın lira verdiği gibi, yirmi dört sene evvel Cumhuriyet hükûmeti de Üstadımın Dârülfünununa yüz altmış üç (163) mebusun tasdikiyle yüz elli (150) bin lira tahsisat verilmesini kabul etmeleridir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : şaşırtıcı, tuhaf
âhir : son
aşk-ı ilmî : ilim aşkı
avcı hattı : savaşta düşmana doğru dağılarak ön safta ilerleyen asker topluluğu
belâ : büyük sıkıntı
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
darülfünun : üniversite
ehl-i ilm : ilim ehli, âlimler
ehl-i siyaset : siyasetle uğraşanlar, politikacılar
evvel : önce
farz-ı muhal : olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünme
feda etme : uğruna her şeyi gözden çıkarma
fedâkâr : önem verilen bir şey uğrunda herşeyi gözden çıkaran, kendini feda eden
fevkalâde : olağanüstü
feylesof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
fıtrat : yaratılış, mizaç
hakaik : hakikatler; asıl ve esaslar
hakikî : asıl, gerçek
hamiyetperver : hamiyet sahibi, milletini sever
harp : savaş
haysiyet-i ilmiye : ilmin haysiyeti, şerefi
hiddet : öfke, kızgınlık
ihsan-ı İlâhî : Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı
itiraz : kabul etmediğini belirtme, karşı çıkma
izzet-i ilmiye : ilmin izzeti
medrese : ders görülen, ders okutulan yer
men etmek : yasaklamak
muhafaza : koruma
münasebet : bağlantı, ilgi
nam : ad
nazar-ı müsamaha : hoşgörü bakışı
nevi : çeşit, tür
nümune : örnek, misal
sadaka : Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
siper : arkasında saklanılan şey; sığınak
şark : doğu
şeref : yükseklik, yücelik, büyüklük
tahammül : dayanma, katlanma
takdir etme : beğeniyi dile getirme
tenezzül etmek : inmek, alçalmak
ulema : alimler
vatanperver : vatansever, memleketine hizmet eden
vilayet : il
Yükleniyor...