Block title
Block content
Çünkü, hiçbir yerde Nur talebelerinin vatan ve millete ve idareye zararlı bir hâdiseye katıldıkları görülmemiş ve zabıtaca kaydedilmemiştir. Ve aynı zamanda, “Okunup ve okutulmasında gizlilik var” diye ileri sürülecek bir gizli cemiyet şüphesi uyanması ise çok yersizdir. Çünkü, Nur talebelerinin gerek ilmî ve gerekse siyasî, gizli veya meydanda hiçbir cemiyetle alâkaları yoktur. Hattâ, aynı isnatlarla birkaç sene evvel Bediüzzaman’la beraber çok kimseler Denizli Ağırceza Mahkemesine verilip muhakeme edildikleri ve çok inceden inceye tahkik ve ta’mik edildiği vakit bütün risaleler dahil olduğu halde, hep beraber beraat etmişlerdir. Müellifi ve eserleri beraat eden bir telifatı okumayı ve okutmayı, devlet emniyetini ihlâl ve rejime hıyanet gibi çok ağır bir cürme delil ve sebeb-i ittiham olarak göstermek ne derece icab-ı adâlettir, bilmiyorum, vicdanlarınıza havâle ediyorum!

2. Hem Bayezid’den bilmediğim bir kimse tarafından ben mevkuf iken gönderilen bir risale de, sebeb-i ittihamım arasındadır. Bu risaleyi görmedim. İçindekilerden bîhaberim. Eğer Risale-i Nur ise kabul ediyorum. Sizler sorun, cevap vereyim. Yalnız iddianamede savcının mehdîlikten bahsettiğini öğrendim. Halbuki Üstadım bu gibi isnatlardan müberrâdır. Böyle birşeyi lisanından duymadığımız gibi, eserlerinde de görmedik. Ve talebelerini, her fırsatta şahsına hürmet ve tâzimden ve makam vermekten men etmiş ve tâzimkârâne mektup yazanları dahi takbih etmiştir. Bizler kendisini hubb-u cahtan müberrâ, zamanın en yüksek bir âlimi ve bir ilm-i tahkik hocası olarak biliyoruz.
Mevkuf
Hıfzı Bayram
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlim : ilim sahibi, çok bilgili olan
allâme-i zaman : yaşadığı zamanın allâmesi, en büyük ilim sahibi
dağdağalı : karışık, gürültülü
derya : deniz
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
fâni : gelip geçici olan, ölümlü
hadsiz : sınırsız, sonsuz
hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı
ahlâken : ahlâkça
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
beşeriyet : insanlık
bîhaber : habersiz
cemiyet : dernek, topluluk
cürüm : suç
dostâne : dostça
emniyet : güvenlik
evvel : önce
âdetâ : sanki, tıpkı
âdil : adaletli
âdilâne : adâletli
ahlâk-ı Kur’âniye : Kur’ân ahlâkı
âli : yüksek, yüce
âlim : ilim sahibi, çok bilgili olan
âmil : sebep
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
bîçare : çaresiz, zavallı
câmia : topluluk
cihet : yön, taraf
ders-i imaniye : iman dersi
ecnebî : yabancı
emniyet : güvenlik
fehvasınca : mânâsınca gereğince
fevâid : faydalar
hakaik-ı Kur’âniye ve imâniye : Kur’ân ve imân hakikatleri
hakikat : doğru gerçek; birşeyin içyüzü
Hakîm kimdir? yani, “Hikmetli insan kimdir?” Cevap : “deneyim geçiren kimsedir”
hissiyat : hisler, duygular
icra-yı adalet : adaletin uygulanması
ihlâl : bozma, karıştırma
iltifat : değer, iyi ve güzel davranış
inkâr : inanmama, kabul etmeme
iyâl : bir kişinin geçimini üstlendiği kimseler
kabil-i telif : birleştirilmeye uygun, bağdaştırılabilir
kasten : kasıtlı olarak
menâfi : menfaatler, yararlar
mevkuf : tevkif edilmiş, tutuklu
muhakeme : yargılama
muhterem : saygıdeğer
müdafaa : savunma
mühim : önemli
namına : adına
rejim : yönetim şekli, biçimi
risale : mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
sanık : suçlu olduğu sanılan kimse
serbestiyet : serbestlik
su-i tefsir : yanlış yorumlama
şakirt : öğrenci, talebe
şehadet : şahitlik, tanıklık
şiâr : prensip, nişan, ayırt edici iyi âdet
tahsil : ilim öğrenme, öğrenim
takdir : beğeni
talep : istek, isteme
teşebbüs : başvurma
tevkif : tutuklama
vicdanî : vicdana ait
vilâyet : il
yümin : bereket, uğur
fazilet : güzel ahlâk, erdem
fikr-i mefsedet : bozgunculuk fikri
hâdise : olay
hıyanet : ihanet, hainlik
icab-ı adâlet : adâletin gereği
ihlâl : bozma, karıştırma
isnat : dayandırma
mahiyet : asıl esas, nitelik
maksad : gaye, amaç
mazhar olan : erişen, nail olan
mevkuf : tevkif edilmiş, tutuklu
muhafaza : koruma
muhakeme : yargılama; sorgulayıp hükme bağlama
mumaileyh : kendisine işaret edilen, ismi önce geçen
müellif : telif eden, yazar
müessir : tesirli, etkili
nâiliyet : ermek, erişmek
rejim : yönetim şekli, biçimi
risale : mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
sebeb-i ittiham : suçlama sebebi
suret : biçim, şekil
ta’mik : derinleştirmek, inceden inceye araştırmak
taallüm : öğrenme
tahkik : doğruluğunu araştırma
tahsil : ilim öğrenme, öğrenim
takdir : beğenme
tasvip : uygun bulma
tefsir : Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
telifat : telifler, yazılmış eserler
terbiye-i diniye ve ahlâkiye : din ve ahlâk terbiyesi
ulema : âlimler; ilim sahipleri
heyet-i hâkime : hakimler heyeti, kurulu
hilâf-ı hareket : öngörülen harekete aykırılık
hubb-u câh : makam-mevki sevgisi
hürmet : saygı
iddianame : iddia yazısı
ihanet : haksız yere tahkir etme; hainlik
ihsan : bağış, ikram
ilm-i tahkik : gerçekleri ve hakikatleri araştırma ilmi
intisab : bağlanma, mensup olma
isnat : dayandırma
iştirak ettirme : katma, karıştırma
kıymettar : kıymetli, değerli
kudsî : kutsal, mukaddes
lisan : dil
lütuf : iyilik, yardım
makam-ı iddia : iddia makamı
men etme : yasaklama
menfaat-ı azîme : büyük yarar
mevhum : gerçekte olmadığı halde varsayılan
mevkuf : tevkif edilmiş, tutuklu
muhterem : saygıdeğer
mukabele : karşılık
mübarek : bereketli, hayırlı
müberrâ : arınmış, uzak
müdafaa : savunma
tahakkuk eden : gerçekleşen
takbih : kötüleme
tâzim : büyüklüğünü dile getirme
tâzimkârâne : hürmette bulunarak
uhrevî : âhirete yönelik
vesîle : sebep, vasıta
zerre kadar : çok az
zerre : atom, en küçük parça
Yükleniyor...