Block title
Block content
İşte Risale-i Nur’un Sözleri otuz üç ve bir cihette otuz iki ve Mektubat namındaki risalelerin dahi bir cihette otuz iki ve bir cihette otuz üç olup bu münâcâtla mutabık olması ve yalnız risale şeklinde iki adet zeyilleri bulunması ve o zeyillerin birisi Yirmi Yedinci Sözün ehemmiyetli zeyli ve diğeri Otuz Birinci Sözün kıymettar zeyli olması ve o iki zeyl risalesinin müstakil mertebe ve numaraları bulunmaması ve بَعْدَهَا kelimesi dahi aynı yerde, aynı mânâda tevafuk etmesi bana iki kere iki dört eder derecesinde kanaat veriyor ki, Hazret-i İmam-ı Ali (r.a.) tebeî bir mânâ ile ve işârî bir mefhumla Risale-i Nur’a, hattâ zeyillerine bakmak için öyle yapmış. Daha çok karineler ve birer Söze işaret eden münasebetler var. Fakat gizli ve ince olduklarından zikredilmedi. HAŞİYE

لاَيَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهُ - وَاللهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ - اَسْتَغْفِرُ اللهَ مِنْ خَطَاۤئِى وَخَطِيئَاتِى وَمِنْ سَهْوِى وَغَلَطَاتِى وَالْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نِعْمَةِ اْلاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ بِعَدَدِ حاَصِلِ ضَرْبِ حُرُوفِ رَسَاۤئِلِ النُّورِ الْمَقْرُوئَةِ وَالْمَكْتُوبَةِ وَالْمُتَمَثِّلَةِ فِى الْهَوَاۤءِ فِى عَاشِرَاتِ دَقَاۤئِقِ حَيَاتِى فِى الدُّنْيَا وَالْبَرْزَخِ وَاْلاٰخِرَةِ - اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ بِعَدَدِهَا وَارْحَمْنَا وَارْحَمْ طَلَبَةَ رَسَاۤئِلِ النُّورِ بِعَدَدِهَا اٰمِينَ وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 1
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Meselâ, yirmi sekizinci mertebede وَبِسُورَةِ التَّهْمِيزِ kelimesiyle Yirmi Sekizinci Sözün âhiri olan Cehennem meselesinin çok kuvvetli bir burhanına işaret edip baştaki Cennet meselesinin yalnız iki üç sual ve cevaba dair bahsi ise, başka yerde işaret ettiğinden münasebet gizlenmiş. Hem meselâ, ikinci mertebede يٰسۤ kelimesiyle, hem İkinci Söze, hem İkinci Mektuba, hem İkinci Lem’aya, hem İkinci Şuâya baktığından münasebet genişlendiğinden gizlenmiş. Hem meselâ كۤهٰيٰعۤصۤ yani, كَافْ ve هَا ve يَا ve عَيْن ve صٰادْ beşinci mertebede bulunması, hem Beşinci Söze, hem Beşinci Mektuba, hem Beşinci Lem’aya ve Dördüncü Şuâ olan Âyet-i Hasbiye Risalesine, hem Üçüncü Şuâ olan Münâcâta baktığı cihetle münasebet genişlenmiş, gizlenmiş. Buna başkaları kıyas edilsin.
1 : Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Doğrusunu Allah bilir. Hatâ ve günahlarımdan, yanılgı ve yanlışlıklarımdan dolayı Allah’tan mağfiret diliyorum. Risale-i Nur’un okunan, yazılan ve havada temessül eden harflerinin dünyada, berzahta ve âhiretteki hayatımın dakikalarının âşireleriyle çıkan netice kadar, iman ve Kur’ân nimetinden dolayı Allah’a hamd olsun. Allah’ım Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâma, onun âl ve ashabına da o kadar salât ve selam et. Bize ve Nur talebelerine de o kadar rahmet eyle. Âmin. Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
2 : “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
Âyet-i Hasbiye Risalesi : Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti olan “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” mânâsındaki âyetinin bazı inceliklerinin anlatıldığı risale; Dördüncü Şuâ
burhan : kuvvetli delil, kanıt
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
işârî : işaret edilen
kanaat vermek : inandırmak
karine : delil, ipucu
lem’a : parıltı
mefhum : bir sözden çıkarılan mânâ
mutabık : uygun
Münâcât : dua, Allah’a yalvarış; Şuâlarda yer alan Üçüncü Şuâ
risale : kitapçık, mektup
şuâ : ışık kaynağından çıkan ışık teli; ışın
tebeî : dolaylı
tevafuk : denk gelme, uygunluk
zeyil : ilâve, ek
zikredilme : anılma, söylenme
Yükleniyor...