Block title
Block content
İntizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, hususan madeniyatın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle ve bilhassa nebatatın basit bir topraktan çeşit çeşit envâlarıyla, ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedahetle şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki vahdet-i idare ve vahdet-i tedbir ve menşe ve mesken ve hilkat ve san’atça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından, Sâniin vahdetine ve ehadiyetine şehadet ederler.

Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular, zeminin her tarafında, herbir nevi aynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işe mâni olmadan, sair nevilerle beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları, Senin rububiyetinin haşmetine ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine delâlet eder. Öyle de, zeminin yüzündeki bütün zîhayat mahlûkların hadsiz hâcetlerini, hattâ mütenevvi hastalıklarını, hattâ muhtelif zevklerini ve ayrı ayrı iştihalarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam eşcar ve nebatat ve madeniyatla doldurmak ve muhtaçlara teshir etmek cihetiyle, Senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atine delâlet ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere göre ihzar edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden ilminin ihatasına ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyaya şümulüne ve ilâçların ihzârâtı ve madenî maddelerin iddihârâtıyla rububiyetinin rahîmâne ve kerîmâne olan tedâbirinin mehâsinine ve inâyetinin ihtiyatlı letâifine pek zâhir bir surette işaret ve delâlet ederler.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

azamet : büyüklük, yücelik
bedahet : açıklık
cihet : yön, taraf
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
ehadiyet : Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
envâ : neviler, türler
eşcar : ağaçlar
hâcet : ihtiyaç
hadsiz : sayısız, sınırsız
Hakîm : her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık
haşmet : görkem, büyüklük
heyet-i mecmua : hepsi birden, fertlerin tamamı
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hilkat : yaratılış
hususan : özellikle
icad : var etme, yaratma
iddihârât : biriktirmeler, depolamalar
ihata : herşeyi kuşatma
ihzar etmek : hazırlamak
ihzârât : hazırlamalar
intizam : düzen, tertip
Kadîr : herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
Kerîm : cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
kerîmâne : lütufkâr ve cömert bir şekilde
kudret : Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
madeniyat : madenler
mahlûk : yaratık
mâni : engel
masnu : san’at eseri varlık
menşe : kaynak, kök
mesken : ev, mekân
muhtelif : çeşitli
muntazam : düzenli, intizamlı
mütenevvi : çeşitli
nebatat : bitkiler
nevi : çeşit, tür
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
Rahîm : herbir varlığa özel rahmet ve merhamet tecellîsi olan Allah
rahîmâne : merhamet ve şefkat ederek
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
sair : diğer, başka
Sâni : herşeyi san’atla yaratan Allah
sulfato : sülfirik asit, tuz veya esteri
suret : şekil, biçim
şap : alüminyum ve potasyum sülfatından meydana gelen renksiz madde
şehadet etmek : şahitlik etmek
şiddet-i muhalefet : birbirinden çok farklı ve zıt olması
şümûl : kapsamlılık, kuşatıcılık
taallûk etmek : ilgilendirmek, ait olmak
tabakat : tabakalar, dereceler
tanzim etmek : düzenlemek
teshir etmek : boyun eğdirmek
vahdet : Allah’ın birliği
vahdet-i idare : idarenin tek elde olması
vahdet-i tedbir : bir elden yönetme
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
vüs’at : genişlik
zemin : yeryüzü
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...