Block title
Block content
Evet, nasıl ki kelâm sıfatı, vahiyler ve ilhamlarla Zât-ı Akdesi tanıttırır. Öyle de, kudret sıfatı dahi, mücessem kelimeleri hükmünde olan san’atlı eserleriyle o Zât-ı Akdesi bildirir ve kâinatı baştan başa bir furkan-ı cismânî mahiyetinde gösterip bir Kadîr-i Zülcelâli tavsif ve tarif eder.

Ve ilim sıfatı dahi hikmetli, intizamlı, mizanlı olan bütün masnuat miktarınca ve ilimle idare ve tedbir ve tezyin ve temyiz edilen bütün mahlûkat adedince, mevsufları olan birtek Zât-ı Akdesi bildirir.

Ve hayat sıfatı ise, kudreti bildiren bütün eserler ve ilmin vücudunu bildiren bütün intizamlı ve hikmetli ve mizanlı ve ziynetli suretler, haller ve sair sıfatları bildiren bütün deliller, sıfat-ı hayatın delilleriyle beraber, hayat sıfatının tahakkukuna delâlet ettikleri gibi; hayat dahi, bütün o delilleriyle, âyineleri olan bütün zîhayatları şahit göstererek Zât-ı Hayy-ı Kayyûmu bildirir.

Ve kâinatı, serbeser her vakit taze taze ve ayrı ayrı cilveleri ve nakışları göstermek için, daima değişen ve tazelenen ve hadsiz âyinelerden terekküp eden bir âyine-i ekber suretine çevirir. Ve bu kıyasla, görmek ve işitmek, ihtiyar etmek ve konuşmak sıfatları dahi, herbiri birer kâinat kadar, Zât-ı Akdesi bildirir, tanıttırır.

Hem o sıfatlar Zât-ı Zülcelâlin vücuduna delâlet ettikleri gibi, hayatın vücuduna ve tahakkukuna ve o Zâtın hayattar ve diri olduğuna dahi bedahetle delâlet ederler. Çünkü, bilmek, hayatın alâmeti; işitmek, dirilik emâresi; görmek, dirilere mahsus; irade, hayat ile olabilir; ihtiyarî iktidar, zîhayatlarda bulunur; tekellüm ise, bilen dirilerin işidir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âyine-i ekber : en büyük ayna
bedahet : ap açıklık
burhan : mantıkî delil, kanıt
cilve : görüntü, yansıma
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
emare : belirti
furkan-ı cismânî : cisim haline gelmiş, hakkı batıldan ayıran Kur’ân gibi Allah’ı tanıttıran kâinat kitabı
hadsiz : sınırsız
hayattar : canlı
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
ihtiyar etmek : seçmek, tercih etmek
ihtiyarî : tercihe bağlı, iradeyle yapılan
iktidar : güç, iktidar
ilham : Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ
intizamlı : düzenli, tertipli
İsm-i Âzam : Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
Kadîr-i Zülcelâl : kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kudret : güç ve iktidar
mahiyet : esas, nitelik, özellik
mahlûkat : yaratılmışlar
masdar : kaynak
masnuat : san’at eseri varlıklar
medar : dayanak noktası, kaynak, sebep
menba : kaynak
mevsuf : sıfat sahibi, vasıflandırılan
mizanlı : ölçülü, dengeli
mücessem : cisimleşmiş, maddi yapısı olan
sair : diğer, başka
serbeser : baştan başa
sıfat-ı hayat : hayat sıfatı
suret : biçim, şekil
tahakkuk : gerçekleşme
tavsif : vasıflandırma, niteliklerini bildirme
tedbir : çekip çevirme, ihtiyacını karşılama
tekellüm : konuşma
temyiz etmek : ayırt etmek
terekküp : meydana gelme, oluşma
tezyin : süsleme
vahiy : Cenâb-ı Hak tarafından Cebrâil vasıtasıyla peygamberlere göndermiş olduğu bilgiler, emir ve yasaklar
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmaması
vücud : varlık, var oluş
Zât-ı Akdes : her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah
Zât-ı Hayy-ı Kayyûm : hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı için hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Zât, Allah
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah
zîhayat : canlı, hayat sahibi
ziynetli : süslü
Yükleniyor...