Block title
Block content
Ve bilhassa Yirminci Mektubun âhirlerinde 1 وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ bahsinde ve haşre dair Yirmi Dokuzuncu Sözün “Fâil muktedirdir” bahsinde, Yirmi Dokuzuncu Lem’a-i Arabiyenin Allahu ekber mertebelerinden kudret-i İlâhiyenin ispatında, kat’î burhanlarla, iki kere iki dört eder derecesinde ispat edilmiş. Onun için, izahı onlara havale etmekle beraber, bir fihriste hükmünde bu sırrı açan esasları ve delilleri icmalen beyan ve on üç basamak olarak on üç sırra işaret etmek istedim. Birinci ve ikinci sırları yazdım. Fakat, maatteessüf, hem maddî, hem mânevî iki kuvvetli mâni, beni şimdilik mütebakisinden vazgeçirdiler.

Birinci Sır:

Bir şey zâtî olsa, onun zıddı o zâta ârız olamaz. Çünkü içtimaü’z-zıddeyn olur; o da muhâldir. İşte bu sırra binaen, madem kudret-i İlâhiye zâtiyedir ve Zât-ı Akdesin lâzım-ı zarurîsidir. Elbette, o kudretin zıddı olan acz, o Zât-ı Kadîre ârız olması mümkün olmaz.

Ve madem bir şeyde mertebelerin bulunması, o şeyin içinde zıddının tedahülü iledir. Meselâ ziyanın kavî ve zayıf gibi mertebeleri, zulmetin müdahalesi ile; ve hararetin ziyade ve aşağı dereceleri, soğuğun karışması ile; ve kuvvetin şiddet ve noksan miktarları, mukavemetin karşılaması ve mümânaatiyledir. Elbette o kudret-i zâtiyede mertebeler bulunmaz. Bütün eşyayı, birtek şey gibi icad eder.

Ve madem o kudret-i zâtiyede mertebeler bulunmaz ve zaaf ve noksan olamaz. Elbette hiçbir mâni onu karşılayamaz ve hiçbir icad ona ağır gelmez. Ve madem hiçbir şey ona ağır gelmez, elbette haşr-i âzamı bir bahar kadar kolay ve bir baharı bir ağaç kadar suhuletli ve bir ağacı bir çiçek kadar zahmetsiz icad ettiği gibi, bir çiçeği bir ağaç kadar san’atlı, bir ağacı bir bahar kadar mu’cizatlı ve bir baharı bir haşir gibi cemiyetli ve harikalı halk eder ve gözümüzün önünde halk ediyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O herşeye kàdirdir.” Hûd Sûresi, 11:4; Rûm Sûresi, 30:50; Şûrâ Sûresi, 42:9; Mülk Sûresi, 67:1.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
âhir : son
ârız olmak : ilişmek, bulaşmak
beyan : açıklama, anlatım
binaen : -dayanarak
burhan : delil, kanıt
eşya : şeyler, varlıklar
Fâil : her işi mükemmel şekilde yapan, fiil sahibi Allah
fihriste : içindekiler
halk etmek : yaratmak
haşr : insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
haşir/haşr-i âzam : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
icad : var etme, yoktan yaratma
icmalen : kısaca, özetle
içtimaü’z-zıddeyn : birbirine zıt iki şeyin birleşmesi, bir araya gelmesi
izah : açıklama
kat’î : kesin, şüphesiz
kavî : güçlü, kuvvetli
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
kudret-i İlâhiye : Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı
kudret-i zâtiye : zâta ait zorunlu güç ve iktidar
lâzım-ı zarurî : zâtın zorunlu gereği
Lem’a-i Arabiye : Arapça yazılan Lem’â; Yirmi Dokuzuncu Lem’a
maatteessüf : üzülerek, ne yazık ki
mâni : engel
mâni : engel
mertebe : derece, makam
mu’cizât : mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şeyler
muhal : imkânsızlık, akla aykırı
mukavemet : direnç, karşı koyma
muktedir : gücü yeten, iktidar sahibi
mümânaat : engel olma
mütebaki : geri kalan kısım
suhulet : kolaylık
tedahül : müdahele etme, içine girip dahil olma, içine karışma
zaaf : zayıflık, güçsüzlük
Zât-ı Akdes : her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah
Zât-ı Kadîr : herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Zât, Allah
zâtî : bir şeyin zâtına ait zorunlu özellik
ziya : ışık, parlaklık
ziyade : çok
zulmet : karanlık
bilhassa : özellikle
Yükleniyor...