Block title
Block content
Aynen öyle de, Kudret-i Zâtiye-i Ezeliye, en lâtif, en has bir nur ve bütün nurların nuru olduğundan; ve eşyanın mahiyetleri ve hakikatleri ve melekûtiyet vecihleri şeffaf âyine gibi parlak olduğundan; ve zerrattan ve nebatattan ve zîhayattan tâ yıldızlara ve güneşlere ve aylara kadar herşey, o kudret-i zâtiyenin hükmüne gayet derecede itaatli, inkıyadlı ve o kudret-i ezelînin emirlerine nihayet derece mutî ve musahhar bulunduğundan, elbette hadsiz eşyayı birtek şey gibi icad eder ve yanlarında bulunur. Bir iş bir işe mâni olmaz. Büyük ve küçük, çok ve az, cüz’î ve küllî birdir. Hiçbiri ona ağır gelmez.

Hem nasıl ki, Onuncu ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerde denildiği gibi, intizam ve muvazene ve hükme itaat ve emirleri imtisal sırlarıyla, yüz hane kadar bir büyük sefineyi bir çocuğun parmağıyla oyuncağını çevirdiği gibi döndürür, gezdirir.

Hem bir âmir, bir arş emriyle birtek neferi hücum ettirdiği gibi, muntazam ve mutî bir orduyu dahi, o tek emriyle hücuma sevk eder.

Hem pek büyük bir hassas mizanın iki gözünde, iki dağ muvazene vaziyetinde bulunsalar, iki kefesinde iki yumurta bulunan diğer mizanın, birtek ceviz, bir kefesini yukarıya kaldırması, birini aşağı indirmesi gibi, o tek ceviz, bir kanun-u hikmetle öteki büyük mizanın bir gözünü dağ ile beraber dağın başına ve öbür dağı derelerin dibine indirebilir.

Aynen öyle de, kayıtsız, nihayetsiz, nuranî, zâtî, sermedî olan kudret-i Rabbâniyede ve beraberinde bütün intizamâtın ve nizamların ve muvazenelerin menşei, menbaı, medarı, masdarı olan nihayetsiz bir hikmet ve gayet hassas bir adalet-i İlâhiye bulunduğundan ve cüz’î ve küllî ve büyük ve küçük herşey ve bütün eşya o kudretin hükmüne musahhar ve tasarrufuna münkad olduğundan, elbette zerreleri kolayca tedvir ve tahrik ettiği gibi, yıldızları dahi nizam-ı hikmet sırrıyla kolayca döndürür, çevirir.

Ve baharda, bir emirle suhuletle bir sineği ihya ettiği gibi, bütün sineklerin taifelerini ve bütün nebatatı ve hayvancıkların ordularını kudretindeki hikmet ve mizanın sırrıyla, aynı emirle, aynı kolaylıkla diriltip meydan-ı hayata sevk eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i İlâhî : Allah’ın adaleti
arş : “haydi, ileri!”
cüz’î : ferdî, küçük, basit
eşya : şeyler, varlıklar
gayet derecede : sonsuz derecede
hadsiz : sınırsız
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hükm : karar
icad etmek : yaratmak, var etmek
ihya etmek : hayat vermek, diriltmek
imtisal : uyma, yerine getirme
inkıyad : boyun eğme, itaat etme
intizam : disiplin, düzen
intizâmât : intizamlar, düzenlilikler
kanun-u hikmet : hikmet kanunu
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
kudret-i ezeliye : varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah’ın kudreti
kudret-i Rabbâniye : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı
kudret-i zâtiye : bizzat kendinden olan güç ve iktidar
küllî : bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık
masdar : kaynak, çıkış yeri
medar : dayanak noktası, eksen
menşe-i menba : kaynağın çıkış yeri
meydan-ı hayat : hayat meydanı
mizan : tartı, terazi, ölçü
muntazam : düzenli, intizamlı
musahhar : boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
mutî : emre uyan, itaatkâr
muvazene : karşılaştırma, denge, tartma
münkad : boyun eğen, bağlılık gösteren
nebatat : bitkiler
nefer : asker, er
nihayet derecede : sonsuz derece
nihayetsiz : sonsuz
nizam : düzen
nizam-ı hikmet : hikmetli düzen
nuranî : nurlu, maddî yapısı olmayan
sefine : gemi
sermedî : sonsuz, daimi, sürekli
suhuletle : kolaylıkla
tahrik etmek : harekete geçirmek
taife : grup, topluluk
tasarruf : dilediği gibi kullanma
tedvir : çekip çevirme, idare etme
zâtî : kendisinden olan
zerre : atom
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Kudret-i Zâtiye-i Ezeliye : sonsuz güç ve iktidarı bizzat kendinden olan, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah
lâtif : cismanî olmayan, ruhla ilgili
mahiyet : esas, nitelik, özellik
vecih : şekil, yön
şeffaf : saydam, parlak
melekûtiyet : bir şeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati
Yükleniyor...