Block title
Block content
Evet, intizam tam bir vahdettir, birtek nazzâmı ister. Münakaşaya medar olan şirki kaldırmaz.

Madem bu kâinatın heyet-i mecmuasından, arzın yevmî ve senevî devranından tâ insanın simasına ve başının duygular manzumesine ve kandaki beyaz ve kırmızı küreyvâtın devranına ve cereyanına kadar küllî olsun cüz’î olsun herbir şeyde hikmetli ve dikkatli bir intizam var. Elbette, bir Kadîr-i Mutlaktan ve bir Hakîm-i Mutlaktan başka hiçbir şey, kast ve icad suretiyle elini hiçbir şeye uzatamaz ve karışamazlar. Belki yalnız kabul ederler, mazhar ve münfail olurlar.

Ve madem tanzim etmek ve bilhassa gayeleri takip etmek ve maslahatları gözeterek bir intizam vermek, yalnız ilim ve hikmetle olur ve irade ve ihtiyar ile yapılır. Elbette ve her halde, bu hikmetperverâne intizam ve bu gözümüz önündeki maslahatkârâne çeşit çeşit hadsiz intizamat-ı mahlûkat, bedahet derecesinde delâlet ve şehadet eder ki, bu mevcudatın Hâlıkı ve Müdebbiri birdir, fâildir, muhtardır. Herşey Onun kudretiyle vücuda gelir, Onun iradesiyle birer vaziyet-i mahsusa alır ve Onun ihtiyarıyla bir suret-i muntazama giyer.

Hem, madem bu misafirhane-i dünyanın sobalı lâmbası birdir ve rûznâmeli kandili birdir ve rahmetli süngeri birdir ve ateşli aşçısı birdir ve hayatlı şurubu birdir ve himâyetli tarlası birdir. Bir, bir, bir; tâ bin birler kadar...
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
arz : dünya
Bâni : binâ eden; herşeyin yapıcısı olan Allah
bedahet : ap açıklık
bilhassa : özellikle
cereyan : akım, hareket
cüz’î : ferd, birey
delâlet : delil olma, işaret etme
devran : dönüp dolaşma
ehad : bir olan ve birliği herbir varlıkta ayrı ayrı görülen
fâil : bir işi yapan; fiilin sahibi
hadsiz : sayısız, sınırsız
Hakîm-i Mutlak : herşeyi bir gayeye yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapan, sınırsız hikmet sahibi Allah
Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
heyet-i mecmua : bütün, genel yapı
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hikmetperverâne : her şeyde fayda ve yarar gözetir şekilde
himâyet : koruma
icad : var etme, vücuda getirme
ihtiyar : istek, irade
intizam : disiplin, düzen
intizamat-ı mahlûkat : yaratılan varlıklar içindeki düzen, intizam
irade : dileme, tercih
Kadir-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kast : amaç, hedef
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
küllî : bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık
küreyvat : kürecikler; alyuvar ve akyuvarlar
manzume : sistem, nizam
maslahat : fayda, yarar
maslahatkârâne : belli yararlara göre iş yaparak, yerine göre davranarak
mazhar : ayna olma, yansıma yeri
medar : sebep, vesile
mevcudat : varlıklar
misafirhane-i dünya : dünya misafirhanesi
misl : benzer
muhtar : ihtiyar ve irade sahibi
muîn : yardımcı
Müdebbir : idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah
münfail : edilgen; fiile, kast ve icada maruz kalan
nazir : benzer, eş
nazzâm : düzen veren
rahmet : şefkat, merhamet
rûznâme : günlük olayların yazıldığı defter
rûznâmeli kandil : güneş
senevî : yıllık
sima : yüz, çehre
suret : biçim, şekil
suret-i muntazama : düzenli, intizamlı suret, görünüş
şehadet etmek : şahitlik, tanıklık etmek
şerik : ortak
şirk : Allah’a ortak koşma
şurub : sulu ve şekerli ilaç
tanzim etmek : düzenlemek
vahdet : birlik
vâhid : bir olan ve birliği herşeyi kaplayan
vaziyet-i mahsusa : özel vaziyet, durum
vücud : varlık, var oluş
yevmî : günlük
Yükleniyor...