Block title
Block content
Elbette, bu bir birler bedahetle şehadet eder ki, bu misafirhanenin Sânii ve Sahibi birdir. Hem gayet kerîm ve misafirperverdir ki, bu yüksek ve büyük memurlarını zîhayat yolcularına hizmetkâr edip istirahatlarına çalıştırıyor.

Hem madem dünyanın her tarafında tasarruf eden ve nakışları ve cilveleri görünen Hakîm, Rahîm, Musavvir, Müdebbir, Muhyî, Mürebbî gibi isimler ve hikmet ve rahmet ve inayet gibi şe’nler ve tasvir ve tedvir ve terbiye gibi fiiller birdirler. Her yerde aynı isim, aynı fiil birbiri içinde, hem nihayet mertebede, hem ihatalıdırlar. Hem birbirinin nakşını öyle tekmil ederler ki, güya o isimler ve o fiiller ittihad edip, kudret ayn-ı hikmet ve rahmet ve hikmet ayn-ı inayet ve hayat oluyor. Meselâ, hayat verici ismin bir şeyde tasarrufu göründüğü anda, yaratıcı ve tasvir edici ve rızık verici gibi çok isimlerin aynı anda, her yerde, aynı sistemde tasarrufatları görünüyor. Elbette ve elbette bedahetle şehadet eder ki, o ihatalı isimlerin müsemmâsı ve her yerde aynı tarzda görünen şümûllü fiillerin fâili birdir, tektir, vâhiddir, ehaddir. Âmennâ ve saddaknâ.

Hem madem masnuatın maddeleri ve mayeleri olan unsurlar zemini ihata ederler. Ve mahlûkattan, vahdeti gösteren çeşit çeşit sikkeleri taşıyan nevilerin herbiri bir iken rû-yi zeminde intişar edip istilâ ederler. Elbette bedahetle ispat eder ki, o unsurlar müştemilâtıyla ve o neviler efradıyla birtek Zâtın malıdır, mülküdür. Ve öyle bir Vâhid-i Kadîrin masnuları ve hizmetkârlarıdır ki, o koca istilâunsurları, gayet itaatli bir hizmetçi ve o zeminin her tarafına dağılan nevileri gayet intizamlı bir nefer hükmünde istihdam eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âmennâ : iman ettik, inandık
ayn-ı hikmet : hikmetin kendisi
ayn-ı inâyet : tam bir inâyet, düzen
bedâhet : ap açıklık, aşikâr olma
cilve : görüntü, yansıma
efrad : fertler, bireyler
ehad : bir olan ve herbir varlıkta birliği tecellî eden
fâil : işi yapan, özne
gayet : son derece
Hakîm : herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hizmetkâr : hizmetçi
ihata etmek : kuşatmak, kapsamak
ihâtalı : kuşatıcı, kapsamlı
inayet : bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan ilâhî nizam, düzen
intişar etmek : yayılmak
intizamlı : düzenli, tertipli
istihdam etmek : çalıştırmak
istilâ : kuşatma, yayılma, kaplama
istirahat : dinlenme, rahatlama
ittihad etmek : birleşmek
kerîm : cömert, ikram sahibi
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
mahlûkat : yaratılmışlar
masnu : san’at eseri varlık
masnuat : san’at eseri varlıklar
maye : maya, asıl, temel
misafirperver : misafirden hoşlanan, misafire iyi davranan
Muhyî : bütün canlılara hayat veren Allah
Musavvir : herşeye kendine lâyık güzel şekil ve suretler veren Allah
Müdebbir : idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah
Mürebbî : herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah
müsemmâ : isimlendirilmiş, isim sahibi
müştemilât : içindekiler
nefer : asker, er
nevi : çeşit, tür
nihayet derecede : sonsuz derece
Rahîm : rahmeti herbir varlıkta tecelli eden, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rû-yi zemin : yeryüzü
saddaknâ : inanıyor ve tasdik ediyoruz
Sâni : her şeyi san’atla yaratan Allah
sikke : damga, mühür
şe’n : hal, iş, özellik
şehadet etmek : şahitlik, tanıklık etmek
şümullü : kapsamlı
tasarrufat : dilediği gibi kullanma ve idare etmeler
tasvir : suret ve şekil verme
tedvir : çekip çevirme, idare etme
tekmil etmek : mükemmelleştirmek
terbiye : besleme, yetiştirme
unsur : element
vahdet : birlik
vâhid : bir olan ve birliği herşeyi kaplayan
Vâhid-i Kadîr : herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi olan, ve birliği herşeyi kaplayan Allah
zemin : yer, dünya
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...