Block title
Block content
İsm-i Rahîm ve Rezzâkın cemâllerini ve vahdâniyete şehadetlerini tam görmek için zemin yüzünü birden ihata edip müşahede edecek bir göz bulunsa, kış âhirinde erzakları bitmek üzere olan hayvanat kàfilelerine, imdad-ı gaybî ve ihsan-ı Rahmânî olarak nebatatın ellerine verilen ve ağaçların başlarına konulan ve validelerin sinelerine takılan ve sırf hazine-i gaybiye-i rahmetten gayet leziz ve gayet çok ve gayet mütenevvi taamları ve nimetleri gönderen Rezzâk-ı Rahîmin bu cilve-i şefkatinde ne kadar şirin bir güzellik, ne kadar tatlı bir cemâl bulunduğunu görecek ve ondan bilecek ki, birtek elmayı yapıp bir adama hakikî bir rızık olarak mün’imâne veren, yalnız öyle bir Zât yapar verir ki, mevsimleri, gece ve gündüzleri çevirir ve küre-i arzı bir sefine-i tüccariye gibi gezdirerek mevsimlerin mahsulâtlarını onunla zemindeki muhtaç misafirlerine getirir.

Çünkü, o elmanın yüzünde bulunan sikke-i fıtrat ve hâtem-i hikmet ve turra-i samediyet ve mühr-ü rahmet, bütün elmalarda ve sair meyvelerde ve bütün nebatat ve hayvanatta bulunduğundan o tek elmanın hakikî mâliki ve sânii, elbette ve her halde o elmanın emsali ve hemcinsi ve kardeşleri olan bütün sekene-i arzın ve onun bahçesi olan koca zeminin ve onun fabrikası olan ağacının ve onun destgâhı olan mevsiminin ve onun terbiyegâhı olan bahar ve yazın Mâlik-i Zülcelâli ve Hâlık-ı Zülcemâli olacak; başka olamaz.

Demek, herbir meyve öyle bir mühr-ü vahdettir ki, onun ağacı olan arzın ve onun bahçesi olan kâinat kitabının Kâtibini ve Sâniini bildirir ve vahdetini gösterir ve meyveler adedince vahdâniyet fermanının mühürlendiğine işaret eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
arz : dünya
cemâl : güzellik
cilve-i şefkat : şefkatin, merhametin görünmesi
destgâh : tezgâh
ecza : cüzler, parçalar
emsal : benzerler
erzak : rızıklar
gayet : son derece
hakikat : doğru, gerçek
Hâlık-ı Zülcemâl : sonsuz güzellik sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah
hâtem-i hikmet : hikmet mührü
hayvanat : hayvanlar
hazine-i gaybiye-i rahmet : görünmeyen rahmet hazinesi
ihata etmek : kuşatmak, kapsamak
ihsan-ı Rahmânî : bütün yarattıklarına karşı çok merhametli olan Allah’ın ikramı, bağışı
imdad-ı gaybî : gizli yardım
ism-i Hakîm : Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını ifade eden ismi
İsm-i Rahîm ve Rezzak : Allah’ın sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olduğunu ve bütün canlıların rızıklarını verdiğini ifade eden Rahîm ve Rezzak isimleri
ism-i Rahîm : Allah’ın sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olduğunu bildiren ismi (bk. s-m-v; r-ḥ-m)
kàfile : grup, topluluk
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
Kâtib : yazar, bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah
küre-i arz : yerküre, dünya
lem’a : parıltı
mahsulat : ürünler
mâlik : sahip
Mâlik-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan, herşeyin sahibi Allah
mazhar : erişme, nail olma; yansıma ve görünme yeri
mühr-ü rahmet : rahmet mührü
mühr-ü vahdet : birlik mührü
mün’imâne : nimet vererek
müşahede etmek : görmek, gözlemlemek
mütenevvi : çeşitli
nebatat : bitkiler
rahîmiyet : merhamet edicilik
Rezzâk-ı Rahîm : herşeyin rızkını veren, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
Sâni : her şeyi san’atla yaratan Allah
sâni : san’atkâr
sefine-i tüccariye : ticaret gemisi
sekene-i arz : yer sakinleri, dünyada yaşayanlar
sikke-i fıtrat : yaratılış sikkesi, mührü
sine : göğüs, kalb
şehadet : şahitlik, tanıklık
taam : gıda, yiyecek
terbiyegâh : besleme, yetiştirme yeri
turra-i samediyet : samediyet mührü; Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olduğunu gösteren mühür
vahdâniyet fermanı : Allah’ın bir ve benzersiz olduğunu ve ortağının bulunmadığını ilân eden buyruk
vahdâniyet : Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının bulunmayışı
vahdet : birlik
valide : ana
zemin : yer, dünya
Yükleniyor...