1 وَلاَ يَتَّخِذْ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللهِ

Binler nüktesinden bir nükte:

Sofiye meşrebinden kat-ı nazar, İslâmiyet vasıtayı red, delili kabul ve vesileyi nefiy, imamı ispat eder. Başka din vasıtayı kabul eder.

Bu sırra binaendir ki, Hıristiyanda servet ve rütbece yüksek olanlar, ziyade dindardır. İslâmiyette avam ise, servet ve rütbece yüksek olanlardan ziyade dine merbuttur. Zira bir zîrütbe enaniyetli bir Hıristiyan, ne derece dinde mütesallip ise, o derece mevkiini muhafaza ve enaniyeti okşar, kibrinde imtiyazından fedakârlık etmez. Belki kazanır.

Bir müslim ne derece dine mütemessik ise, o derece kibrinden, gururundan, hatta izzet-i rütebîden fedakârlık etmek gerektir.

Öyleyse, kendini havas zanneden zâlimlere mazlûmîn ve avamın hücumuyla, Hıristiyanlık havassın tahakkümüne yardım ettiğinden parçalanabilir. İslâmiyet ise, dünyevî havastan ziyade avamın malı olduğundan esasat itibarıyla müteessir olmamak gerektir.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim.” Âl-İ İmrân Sûresi, 3:64.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

avam : halk
binaen : –dayanarak, dolayı
cemaat : topluluk
desatir-i ekserî : pek çok ortamda ve şartlar altında geçerli olan kanun ve kurallar
desatir-i külliye : her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar
dünyevî : dünyaya ait
düstur : kural, prensip
ekseri : en çok görünen, en çok gerçekleşmiş olan çoğunluk
enâniyet : benlik, gurur
enaniyetli : bencil, gururlu
esasat : esaslar, temel prensipler
ferd : birey
havas : yüksek seviyede bulunan insanlar; toplum içindeki yüksek ve seçkin kesim
Hıristiyan/Hıristiyanlık :
imtiyaz : farklılık, ayrıcalık
izzet-i rütebî : rütbeden gelen izzet; rütbe ve makam açısından çok büyük ve üstün olma
kat-ı nazar : bakmama, dikkate almama (yani sofiye meşrebini konu dışında tutmak kaydıyla…)
kibir : büyüklenme, kendini büyük görme
lâkayt : duyarsız, ilgisiz
mâsadak : bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı ve tasdik edici unsur
mazlûmîn : zulme uğrayanlar
merbut : bağlı
misâl : örnek
muhafaza : koruma
müslim : Müslüman
müteessir : etkilenen, tesir altında kalan
mütemessik : sıkı sıkıya bağlı, bağlandığı dâvâdan taviz vermeyen
mütesallip : sarsılmaz seviyede birşeye (dine) bağlanan kimse
nefiy : inkâr etme, kabul etmeme
nev’ : tür
nihayet : en sonunda
nükte : ince mânâ
salâbetli : dâvâsına çok sağlam ve tavizsiz bağlı olan
Sofiye meşrebi : tarikat yoluyla mânevî derecelere yükselme gayretinde olan tasavvuf ehlinin takip ettikleri yol, tarz
sünnet : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
şâmil : içine alan; birçok şeyi kapsamı içine alan ve onlara zarf olan
tahakküm : baskı, zorbalık
tazammun etme : içine alma, kapsama
zîrütbe : rütbeli, rütbe ve yüksek derece sahibi
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...