1 يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ

Pek çok desatir-i külliye ve bir kısım desatir-i ekserîyi tazammun eder. Ferde, cemaate, nev’e, mesleğe şâmildir. Yalnız ekseri düsturların mâsadakından bir iki misâl zikredeceğiz.

Lâkayt Emevîlik, nihayet sünnet cemaate, salâbetli Alevîlik, nihayet Râfîzîliğe dayandı. Hem zâlime karşı miskinliği esas tutan Hıristiyanlık, nihayat tecellüd; cebbarlıkta ve zâlime karşı cihad, izzet-i nefsi esas tutan İslâmiyet—eyvah!—nihayet miskinlikte karar kıldı.

Hem mebdei, taassup derecesinde azîmet olsa, nihayeti müsaheleye, ruhsata taraftarsa, nihayeti salâbete müncer olur. Bir kısım Hanbelî, Hanefî gibi. Hatta en garibi, bir kısım mutaassıplar, mesleklerinin zıddına olarak, küffara karşı müsamaha dostluk ve lâkayt Jönler husumet ve salâbet taraftarı çıktılar. Güya mebde-i Hürriyetteki mevkilerini becayiş ettiler.

İki âlim, bazan nâkısın oğlu kâmil, kâmilin oğlu nakıs oluyor. Güya bakiye-i iştiha-i şevki, tevarüsle velede geçiyor. Öteki kazâ-i vatar ettiğinden, veledine ilme karşı açlık hissini uyandırmıyor.

Şu emsilelerdeki sırr-ı düstur şudur: Beşerde meyl-i teceddüd var. Halef selefi kâmil görse, tezyid eylemese, meylinin tatminini başka tarzda arar, bazan aksülâmel yapar.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor.” Rum Sûresi, 30:19.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

avam : halk
binaen : –dayanarak, dolayı
cemaat : topluluk
desatir-i ekserî : pek çok ortamda ve şartlar altında geçerli olan kanun ve kurallar
desatir-i külliye : her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar
dünyevî : dünyaya ait
düstur : kural, prensip
ekseri : en çok görünen, en çok gerçekleşmiş olan çoğunluk
enâniyet : benlik, gurur
enaniyetli : bencil, gururlu
esasat : esaslar, temel prensipler
ferd : birey
havas : yüksek seviyede bulunan insanlar; toplum içindeki yüksek ve seçkin kesim
Hıristiyan/Hıristiyanlık :
imtiyaz : farklılık, ayrıcalık
izzet-i rütebî : rütbeden gelen izzet; rütbe ve makam açısından çok büyük ve üstün olma
kat-ı nazar : bakmama, dikkate almama (yani sofiye meşrebini konu dışında tutmak kaydıyla…)
kibir : büyüklenme, kendini büyük görme
lâkayt : duyarsız, ilgisiz
mâsadak : bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı ve tasdik edici unsur
mazlûmîn : zulme uğrayanlar
merbut : bağlı
misâl : örnek
muhafaza : koruma
müslim : Müslüman
müteessir : etkilenen, tesir altında kalan
mütemessik : sıkı sıkıya bağlı, bağlandığı dâvâdan taviz vermeyen
mütesallip : sarsılmaz seviyede birşeye (dine) bağlanan kimse
nefiy : inkâr etme, kabul etmeme
nev’ : tür
nihayet : en sonunda
nükte : ince mânâ
salâbetli : dâvâsına çok sağlam ve tavizsiz bağlı olan
Sofiye meşrebi : tarikat yoluyla mânevî derecelere yükselme gayretinde olan tasavvuf ehlinin takip ettikleri yol, tarz
sünnet : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
şâmil : içine alan; birçok şeyi kapsamı içine alan ve onlara zarf olan
tahakküm : baskı, zorbalık
tazammun etme : içine alma, kapsama
zîrütbe : rütbeli, rütbe ve yüksek derece sahibi
ziyade : çok, fazla
âdil : adaletli
aksülâmel : tepki, reaksiyon
âlim : bilen, bilgin
azîmet : her meselede takvâya göre hareket etme; İlâhî emirleri tam yapıp günahlardan en üst seviyede kaçınma
bakiye-i iştiha-i şevk : geri kalan iştah ve şevk; arta kalan istek ve tutku
becayiş etme : değiş-tokuş etme, karşılıklı değiştirme
beşer : insanlık
cebbarlık : zorbalık, zâlimlik
cihad : Allah için kutsal şeyleri koruma gayret ve mücadelesi
düstur-u Kur’ânî : Kur’ân tarafından ortaya konulan kanun, prensip
emsile : misâller, örnekler
halef : bir kimse ve topluluğun yerine sonradan geçenler
husumet : düşmanlık
izzet-i nefs : insanın vakar, şeref ve haysiyetini muhafaza etmesi
kabiliyet-i zulüm : zulüm yapma kabiliyeti, potansiyeli
kâmil : olgun, kemâl ve fazilet sahibi
kazâ-i vatar etmek : ihtiyacını gidermek
küffar : kâfirler, inkârcılar
lâkayt : duyarsız, ilgisiz
mâhiyet-i insaniye : insanın temel özelliklerini meydana getiren bünye; insanın temel yapısı, aslı ve esası
mebde : başlangıç
mebde-i Hürriyet : Hürriyet’in başlangıcı; Meşrutiyet’in ilânı
mevki : konum, yer
meyl : eğilim, istek ve arzu
meyl-i teceddüd : yenilenme meyli, eğilimi
miskinlik : âcizlik, uyuşukluk, beceriksizlik, güçsüz ve tepkisiz kalma
mutaassıp : kendi tarafını (din, inanç, düşünce vs.) aşırılıkla tutan ve bu konuda çok katı olan; bağnaz, fanatik
müncer olma : sonuçlanma, son bulma
müsahele : kolaylık gösterme, kolaylaştırma
müsamaha : hoşgörü
nâkıs : eksik, noksan
nihayât : nihayetler; sonlar
nihayet : son, en sonunda
ruhsat : takvâ sınırları içinde olmakla birlikte dinen ruhsat verilen geniş hareket alanı
salâbet : katılık, metanet, sağlamlık
selef : bir kimse veya topluluğun yerinde önceden bulunanlar
sırr-ı düstur : düsturun, kanunun sırrı
siyaset-i şahsiye, cemaatiye ve milliye : kişisel, toplumsal ve millî siyaset
taassup : aşırı derecede, körü körüne bağlılık
tecellüd : kendini cesaretli ve kahraman gösterme; sertlik, direnme
tevarüs : birinden diğerine irsî olarak geçme
tezyid eyleme : arttırma, geliştirme
veled : çocuk
Yükleniyor...