Block title
Block content
Sonra Van’dan Şam’a gider. Şam ulemasının ilhahı ve ısrarı üzerine, Câmiü’l-Emevîde on bine yakın ve içerisinde yüz ehl-i ilim bulunan azim bir cemaate karşı bir hutbe irad eder. Bu hutbe fevkalâde takdir ve tahsin ile kabule mazhar olur Bilahare, buradaki hutbesi, Hutbe-i Şâmiye namıyla tab edilmiştir.

Bu Hutbe-i Şâmiye, İslâm âleminin içinde bulunduğu maddî-mânevî hastalıkların nelerden ibaret bulunduğunu, felâket ve esarete hangi sebeplerden dolayı maruz kaldıklarını bildiren ve buna karşı çare-i halâs gösteren ve bundan sonra, İslâmiyetin zemin yüzünde maddî-mânevî en yüksek terakkiyi göstereceğini, İslâmî medeniyetin kemal-i haşmetle meydana geleceğini ve zemin yüzünü pisliklerden temizleyeceğini delâil-i akliye ile ispat eden, müjde veren çok kıymettar, bütün Müslümanlara, hattâ insanlığa şâmil bir derstir, bir hutbedir.
.
.
Şam’da fazla kalmadı. Şarkî Anadolu’da Medresetü’z-Zehra namıyla vücuda getirmek istediği dârülfünunun küşadı için çalışmak üzere İstanbul’a geldi. Sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle vilâyât-ı Şarkiye namına refakat etti. Yolda, şimendiferde iki mektep muallimi ile aralarında bir bahis açılır. Şimendiferde yaptıkları bu mübahasenin hülâsası, Hutbe-i Şâmiye adlı eserin zeylinde yazılmıştır...
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Giriş / Sonraki Risale: Barla Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adâvet : düşmanlık
azim : büyük
beşer : insan
beyan etme : açıklama
bilahare : daha sonra
cemaat : topluluk
çare-i halâs : kurtuluş çaresi
delâil-i akliye : aklî ve mantıkî deliller
ecnebî : yabancı
ârızî : bir şeyin aslından olmayıp sonradan ortaya çıkarak ona ilişen şey, gelip geçici şey
bizzat : kendisi
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
darülfünun : üniversite
hamiyet-i diniye : dinden gelen yüce duygularla din uğruna fedakârlıkta bulunma, dini değerleri korumak ve yüceltmek maksadıyla çalışma, gayret etme
hamiyet-i milliye : millet için, milli gayeler uğruna fedakarlıkta bulunma, gayret ve çaba harcama
hassa : nitelik, özellik
hevâ : faydasız ve gelip geçici arzular
heves : gelip geçici arzu ve istek
Hutbetü’ş-Şamiye : Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin 1909 yılında Şâm Emevi Camiinde İslâm dünyasının maddi ve manevi hastalık ve geri kalma sebep ve çarelerini anlattığı bir hutbesidir ve kitap hâlinde basılmıştır
hüdâ : doğru yol olan hak din, İslâmiyet
hülâsa : özet
hürriyet-i şer’iye : dinin sınırlarını çizdiği hürriyet, özgürlük
hürriyetin başında : 1908’de Hürriyetin ilân edildiği zamanın ilk döneminde
ihsan : bağış, ikram, lütuf
indimizde : yanımızda
İstanbul : (bk. bilgiler)
itâb : azarlama, tersleme
itibarî emir : fiilî olmayan, gerçekte olmadığı halde varsayılan iş, olgu
küşad : açmak, açılış
levm : kınama
muallim : öğretmen
muhabbet : sevgi
musallat etme : üzerine salma
mübahase : karşılıklı konuşma, sohbet
mütefennin : aydın, bilgin
müttehid : birleşmiş, birleşik
Rahîm : herbir varlığa özel rahmet tecellîleri ve merhameti olan Allah
Rahmân : çok merhamet sahibi ve şefkatle bütün varlıkları kaplayan Allah
refakat : eşlik etme, beraber olma
rububiyet : Rablık, yaratıcılık
selâmet : esenlik, rahatlık
sıdk : doğruluk
sual etme : soru sorma
Şarkî Anadolu : Doğu Anadolu
şimendifer : tren
şûrâ : meşveret, karşılıklı fikir alış-verişinde bulunma
tecellî : yansıma; Allah’ın isim ve sıfatlarının varlıklar üzerinde yansıması
tevehhüm etme : sanma, zannetme
vilâyat-ı şarkiye namına : doğu illeri adına, doğu illerini temsilen
vilâyat-ı şarkiye : doğu illeri
vücuda getirmek : meydana getirmek, oluşturmak
ye’s : ümitsizlik
zahirî : görünüşte, görünüşe ait
zeyl : ilâve, ek
Arş : Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer
Asr-ı Saadet : Peygamberimiz’in (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı
avâm : halk tabakası, sıradan insanlar
bedel : karşılık
burhan-ı kat'î : güçlü ve sarsılmaz kanıt, sağlam ve kesin delil
dâvâ : iddia
ekser : çoğunluk
enbiya : nebiler, peygamberler
garp : batı
hâdim : hizmetçi, hizmet eden
hakikat : esas, gerçek, doğru
hâkim : galip, üstün gelen; hükmeden, egemen olan
hamiyet-i diniye : dinden gelen yüce duygularla din uğruna fedakârlıkta bulunma; dini değerleri korumak ve yüceltmek maksadıyla çalışma, gayret etme
hamiyet-i İslâmiye : İslâm dininden gelen yüce duygularla İslâmiyet uğruna fedakârlıkta bulunma; İslâmi değerleri korumak ve yüceltmek maksadıyla çalışma, gayret etme
hamiyet-i milliye : millet için, millî gayeler uğruna fedakarlıkta bulunma, çalışma ve gayret etme
has : özel, ait
havas : seçkinler sınıfı, âlimler, bilginler
hiss-i dinî : dine ait, dinden gelen duygu
hukuk-u umumiye : umumun hak ve hukuku, kamu hakları
hususan : bilhassa, özellikle
hüccet : kanıt, delil
istikbal : gelecek
kabil-i tefrik : ayrılabilir, ayrılması mümkün
Kader-i ezelî : Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir etmesi, plânlaması
kudsî : kutsal, yüce
lisan-ı hâl : hâl ve beden dili
mağlûp olmama : yenilmeme
mâsum : günahsız, suçsuz
medrese-i seyyare : gezici medrese; seyyar okul
mektep : okul
menâfi-i şahsiye : şahsî menfaatler, kişisel çıkarlar
metin : sağlam
mezc olma : birbiri içine girip kaynaşma
muallim : öğretmen
münevver : aydın, nurlu
sevk etmek : yönlendirmek, yöneltmek
seyyar medrese : gezici, seyyar okul
sual : soru
şâmil : kapsayan, içine alan
şark : doğu
şimendifer : tren
Tâbiîn : Sahabeleri gören mü’minler
terakki : ilerleme, yükselme
urvetü'l-vüska : kopmaz ve sağlam kulp
üstad : hoca, öğretmen
zincir-i nuranî : nurlu zincir
eczahane-i Kur'âniye : Kur’ân’a ait eczahane, maddî ve mânevî dertlerin devâsı olan Kur’ân-ı Kerim
ehl-i ilim : ilim ehli, âlim
ehl-i iman : Allah’a inananlar, mü’minler
esaret : esirlik, tutsaklık
fevkalâde : olağanüstü, çok güzel
hasretmek : yöneltmek, özgü kılmak
hayat-ı içtimaiye medresesi : toplumsal hayat medresesi, hayat okulu
hayat-ı içtimaiye : toplumsal hayat
hayat-ı içtimaiye-i siyasiye : toplumun siyasal hayatı
himmet : ciddi gayret, yardım
Hutbe-i Şâmiye : Şam Hutbesi
ilhah : ısrar etme
intişar eden : yayılan
irad etme : sunma, söyleme
istibdat : baskı, zulüm
istikbal : gelecek zaman
kemâl-i haşmet : mükemmel bir büyüklük ve heybet
kıymettar : kıymetli
kurun-u vustâ : Ortaçağ
maruz kalma : yüzyüze gelme
mazhar olma : erişme
menfaat-i şahsiye : şahsî, kişisel çıkar
mualece : tedavi; hastaya ilâç verme
muhabbet : sevgi
namıyla : adıyla
nuranî : nurlu, aydınlık
rabıta : bağ, alâka
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti
sarî : bulaşan, bulaşıcı
sıdk : doğruluk
şamil : içine alan, kapsayıcı
tab edilme : basılma
tahsin : güzel bulma, güzelliğini ilân etme
takdir : beğeniyi dile getirme
terakki : ilerleme, yükselme
tevkif eden : durduran, engelleyen
ulema : âlimler
ye's : ümitsizlik
zemin : yer, dünya
Yükleniyor...