Block title
Block content
Meşhur ve harikulâde bir eser olan Âyetü’l-Kübrâ risalesinden: “Risale-i Nur, yalnız cüz’î bir tahribatı ve bir küçük hâneyi tâmir etmiyor; belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm eden müfsit âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bahusus avâm-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeairlerin kısmen kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyeyi, Kur’ân’ın i’câzıyla ve geniş yaralarını, Kur’ân’ın ve imanın ilâçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Elbette, böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve binler tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir. İşte bu zamanda, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın i’câz-ı mânevisinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber; imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medar olmuştur ve olmaktadır.”

Aziz kardeşlerimiz; Yüzlerce ulemânın susturulduğu ve dinî neşriyatın yaptırılmadığı ve Kur’ân’ın hakikatlerini beyan ve tebliğ etmeye dinen muvazzaf oldukları halde cebren yaptırılmadığı ve din adamlarının imha edilmesi gibi dehşetli ve tarihin görmediği bir hengâmda, Kur’ân ve iman ve İslâmiyeti yıkmak plânlarının tatbik edildiği en müthiş bir devirde ve küfr-ü mutlakın ve dinsizliğin en azgın bir zamanında, Bediüzzaman Said Nursî, Kur’ân ve iman ve İslâmiyetin fedakâr ve pervasız bir müdafii ve muhafızı olarak cihad-ı diniye meydanında yegâne şahıs olarak görülmüştür. Evet, Bediüzzaman, devletlere, milletlere mukabil, değil yalnız bir yerdeki firavunlara, bütün Avrupa dinsizliğine karşı tek başıyla meydan okumuş ve okuyor. Ve Kur’ân hakikatlerini eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak içerisinde neşrediyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Afyon Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

avâm-ı mü’minîn : sıradan mü’minler
aziz : çok değerli, izzetli
bahusus : özellikle
Bediüzzaman : Bediüzzaman Said Nursî
beyan : açıklama
cebren : zorla
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cereyan : akım, hareket
cihad-ı dini : din uğrunda yapılan çaba, mücadele
dinî : din ile ilgili
edviye : devâlar, ilâçlar
efkâr-ı âmme : kamuoyu, genelin fikir ve düşünceleri
eşedd-i zulüm : zulmün en şiddetlisi, en büyük bir zülüm ve baskı
galip : üstün, başarılı
hadsiz : sınırsız
hakikat : esas, doğru, gerçek
hakkalyakîn : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
hâsiyet : özellik
hengâm : ân, zaman
hüccet : delil, kanıt
i’câz : mu’cize oluş, aciz bırakma; Kur’ân’ın bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü
i’câz-ı mânevi : mânevî mu’cizelik; Kur’ân ve iman hakikatlerini sarsılmaz ve güçlü delillerle ispat eden bir tefsir olduğu için Risale-i Nur hakkında bu ifade kullanılmıştır
imha : yok etme, ortadan kaldırma
inkişafat : açılımlar, gelişmeler
istibdad-ı mutlak : tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük
istinadgâh : dayanak, sığınak
kalb-i umumî : bütün insanların kalbi, toplumun ortak yüreği
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
küfr-ü mutlak : kesin ve tam bir inkâr; Allah’a ve Allah’ın kesin olarak bildirdiği hiçbir dinî değere inanmama
küllî : bütün fertleri, insanları içine alan, kapsamlı
mağlûp etme : yenme
medar : sebep, vesile, dayanak
mertebe : derece, basamak
muhafız : koruyan
mukabil : karşılık
muvaffak : başarılı
muvazzaf : vazifeli, görevli
mücerreb : tecrübe edinmiş, denenmiş
müdafi : müdafaa eden, savunan
neşretme : yayma
neşriyat : yayınlar
Nurlar : Risale-i Nur
pervasız : korkusuz
rahne : yara
şeair : İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler; ezan gibi
tatbik : uygulama
tebliğ : bildirme, ulaştırma
terakkiyat : gelişmeler, yükselmeler
tiryak : derman, ilâç
ulemâ : âlimler, ilim sahibi olanlar
umum : bütün, genel
vicdan-ı umumi : bütün toplumun vicdanı, kamu vicdanı
yegâne : tek, yalnız
Yükleniyor...