Block title
Block content
Bilâkis, “Ecel birdir, tagayyür etmez. Ölüm, bu âlem-i fenadan âlem-i bekaya ve âlem-i nura gitmek için bir terhistir” deyip mücadeleye atılmış; bid’aları tanıtan ve durduran ve şeair-i İslâmiyeyi muhafaza eden ve sünnet-i seniyeyi ihyâ eden eserleri perde altında otuz seneden beri neşretmiş ve muhitinde, âdeta Devr-i Saadetin bir cilvesini yaşatmıştır. Bir sünnet-i seniyeye muhalif hareket etmemek için, işkenceli bir inzivaihtiyar etmiştir. Otuz seneden beri milyonlara hükmeden dinsiz ve emsalsiz bir istibdad-ı mutlak, Bediüzzaman’ı hiçbir cihetten hiçbir vakit hükmü altına alamamış, bilâkis zâlim müstebitler ona mağlûp olmuşlardır.

Risale-i Nur, taklidî imanı tahkikî imana çevirip, imanı kuvvetlendirip, iki cihanın saadetini kazandırıp, hüsn-ü hâtimeyi netice verir. En büyük dinsiz feylesofları da ilzam etmiştir. Risale-i Nur’un bir hususiyeti de şudur ki: Diğer mütekellimîne muhalif olarak, ehl-i dalâletin menfîliklerini zikretmeden, yalnız müsbeti ders vererek, yara yapmaksızın tedavi etmesidir. Bu itibarla, bu zamanda Risale-i Nur, vehim ve vesveseleri mahvediyor; akla gelen sualleri, istifhamları, nefsi ilzam, kalbi ikna ederek cevaplandırıyor.

Risale-i Nur, hem aklı, hem kalbi tenvir eder, nurlandırır; hem nefsi musahhar eder. Bunun içindir ki, yalnız akılla giden ehl-i mektep ve ehl-i felsefe, ve kalb yoluyla giden ehl-i tasavvuf, Risale-i Nur’a sarılıyorlar. Ve ehl-i mektep ve felsefe anlıyorlar ki, hakikî münevverlik, akıl ve kalp nurunun mezciyle kabildir. Yalnız akılla gitmek, aklı göze indiriyor. Bu hal ise, bir kanadı kırık olanın mahkûm olduğu sukutu netice veriyor. İhlâslı, hâlis ehl-i tasavvuf idrak ediyor ki, demek zaman eski zaman değildir; böyle bir zamanda, hem kalble, hem akılla bizi hakikat yolunda götürecek ve hakikata vâsıl edecek Kur’ânî bir yol lâzımdır ki, biz zülcenaheyn olabilelim.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Afyon Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bid’a : aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamalar
bilâkis : aksine, tersine
cihan : âlem, dünya
cilve : görüntü, yansıma
devr-i saadet : saadet devri; Resûlullahın yaşadığı mutluluk asrı
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapan kimseler
ehl-i felsefe : felsefeyle uğraşanlar, filozoflar
ehl-i mektep : mektepliler, okuyan kesim, üniversite çevreleri
ehl-i tasavvuf : tasavvuf ehli; kalp yoluyla ilâhî hakikatlere ulaşmak için bir şeyh gözetiminde belli bir yol takip eden kimseler
emsalsiz : benzersiz, eşsiz
feylesof : filozof, felsefe ile uğraşan, felsefeci
hakikî : doğru, gerçek
hâlis : içten, katıksız, samimi
hususiyet : özel olma, hususîlik
hükmetme : hâkim olma, yönetme, idare etme
hüsn-ü hâtime : güzel son; dünyadan son nefeste imanla ayrılma
idrak : anlama, kavrama
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
ihtiyar : seçme, tercih etme
ihyâ : hayat verme, canlandırma
ilzam : delillerle muhatabı susturma, mağlup etme
inziva : dünya işlerini terk ederek bir yere çekilip ibadetle meşgul olma
istibdad-ı mutlak : tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük
istifham : soru
itibar : özellik
kabil : mümkün, olabilir
mağlûp olma : yenilgiye uğrama
mahkûm : hükümlü, tutuklu
mahvetme : yok etme
menfî : olumsuz, kötü ve çirkin
mezc : karışma, bütünleşme
muhafaza : koruma, saklama
muhalif : aykırı, karşıt
muhit : çevre, civar, yöre
musahhar etme : boyun eğdirme, emrine verme
münevver : aydın, aydınlanmış
müsbet : olumlu, iyi ve güzel
müstebit : baskıcı, diktatör, despot
mütekellimîn : kelâm âlimleri
nefs : insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu
neşretme : yayma
saadet : mutluluk
sukut : düşme, alçalma
sünnet-i seniye : Peygamberimizin (a.s.m.)söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
şeâir-i İslâmiye : İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler; ezan gibi
tahkikî iman : araştırarak ve kesin delillere dayanarak elde edilen iman
taklidî iman : araştırmaya ve kesin delile dayanmayan iman
tenvir : aydınlatma, nurlandırma
terhis : göreve son verme, dünya görevinin sona ermesi, ölüm
vehim : kuruntu, olmayan şeyi varmış gibi gösterme
vesvese : kuruntu, şüphe
zâlim : zulmeden, acımasız
zikretme : anlatma, belirtme
Yükleniyor...