Block title
Block content
Evet, bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir halde yayılıp dağılan bu nurun, memleketin her köşesinde feyiz ve tesirini görenler, hayret ve dehşetler içinde sormaya başladılar: “Şöhreti memleketimizin her tarafını kaplayan bu zat kimdir? Hayatı, eserleri, meslek ve meşrebi nedir? Tuttuğu yol bir tarikat mı, bir cemiyet mi, yoksa siyasî bir teşekkül müdür?”

Bununla da kalmadı; derhal gerek idarî ve gerek adlî çok mühim takipler ve pek ciddî tetkikler, uzun ve müselsel mahkemeler cereyan etti. Neticede, bu İlâhî tecellînin gönüller ülkesine kurulan bir iman ve irfan müessesesinden başka birşey olmadığı tahakkuk edince, adaletin İlâhî bir surette tecellîsi şu şekilde zuhur etti: Bediüzzaman Said Nursî ve bütün Risale-i Nur eserlerinin beraati kararı resmen ilân edildi. Ve artık, ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı, ezelden ebede değişmeyecek olan İlâhî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu güneşler gibi belirdi.

Herhangi bir iklimde zuhur eden bir ıslahatçının mahiyet ve hakikatini, sadakat ve samimiyetini gösteren en gerçek miyar, dâvâsını ilâna başladığı ilk günlerle, muzaffer olduğu son günler arasında ferdî ve içtimaî, uzvî ve ruhî hayatında vücuda gelen değişiklik farklarıdır, derler.

Meselâ, o adam ilk günlerde mütevazi, âlicenap, feragat ve mahviyetkâr, hülâsa, bütün ahlâk ve fazilet bakımından cidden örnek olan gayet temiz ve son derece de mümtaz bir şahsiyetti. Bakalım, cihadında muzaffer olup hislerde, emellerde, gönüllerde yer tuttuktan sonra, yine o eski temiz ve örnek halinde kalabilmiş mi? Yoksa, zafer neş’esiyle, birçok büyük sanılan kimseler gibi yere göğe sığmaz mı olmuş?

İşte, büyük küçük herhangi bir dâvâ ve gaye sahibinin mahiyet ve hakikatini, şahsiyet ve hüviyetini en hakikî çehresiyle aksettirecek olan en berrak âyine budur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: Giriş
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adlî : adalet sistemiyle bağlantılı
aksettirme : yansıtma
âlicenap : yüksek ahlâk sahibi
bâtıl : doğru olmayan, yalan, yanlış
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
berrak : duru, saf
cemiyet : dernek
cereyan etme : oluşma, meydana gelme
cihad : mücadele, din uğrunda çaba harcama
çehre : yüz, görünüm
dâvâ : takip edilen fikir ve düşünce sistemi
ebed : sonu olmayan sonsuzluk
emel : arzu, istek
ezel : başlangıcı olmayan sonsuzluk
fazilet : güzel ahlâk, mânevî değer, erdem
feragat : hakkından isteyerek vaz geçme, affetme
ferdî : ferde, kişiye ait
feyiz : ilham, bolluk, bereket
galebe çalmak : üstün gelmek
hakikat : gerçek mahiyet, esas
hülâsa : özet olarak
hüviyet : kimlik
ıslahatçı : yanlışlıkları ve eksiklikleri düzeltmeye ve iyileştirmeye çabalayan kişi
içtimaî : toplumsal, sosyal
idarî : yönetimle bağlantılı
İlâhî : Allah tarafından olan
irfan : bilgi, anlayış
küfr : inkâr, inançsızlık
mahiyet : asıl, nitelik, özellik
mahviyetkâr : alçak gönüllü
meşreb : hareket tarzı, metod
miyar : ölçü birimi
mukavemet : karşı koyma, direnç gösterme
muzaffer : zafer kazanan, galip gelen
müessese : kurum
mümtaz : seçkin
müselsel : silsile halinde, zincirleme
mütevâzi : alçakgönüllü, gösterişsiz
neş’e : sevinç
ruhî : ruh ile ilgili
sadakat : bağlılık, sebat
suret : biçim, şekil
şahsiyet : kişilik, yapı
tahakkuk etme : gerçekleşme
tarikat : İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
tecellî : belirme, görünme, yansıma
teşekkül : oluşum
tetkik : inceleme, araştırma
uzvî : insanın organları ve bedeniyle ilgili
vücuda gelme : var olma, meydana gelme
zuhur etme : görünme, ortaya çıkma
zulmet : karanlık
Yükleniyor...